Öne Çıkan Yayın

Necip Fazıl Ansına...

7 Nisan 2018 Cumartesi

Kitap Yorumum: Ali ve Nino



Kitap adı  : Ali ve Nino
Yazar : Yusuf Vezir Çemenzeminli
Türkçesi : Azat Ağayev
Sayfa Sayısı : 311

    Bir kitabın daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Kitabın öncelikle elime nasıl ulaştığını anlatmam gerekirse her ay benim için çok kıymetli olan ve ömrümün geri kalanını onunla geçireceğime inandığım adamla ay dönümlerimizde kitaplaşırız. Onun bu ay gönderdiği üç kitaptan birisiydi Ali ve Nino. En başta okurken çok tepki göstermiştim Ali'nin hayatına bu ne saçmalık diye. Çünkü dört kadınla evlenmenin caiz olduğunu, sağ elin üç parmağı ile çatal kaşık kullanmadan yemek yediklerini ve daha bir çok gelenek görenek ve kültürlerini anlatıyordu. Özellikle dört eş kısmında çok öfkelenmiştim. Daha sonra Nino ile tanışmalarını ve ona olan ufak duygularını anlatıyor fakat tek sorun Nino Hristiyan geleneği ile büyümüş, Rus disipliniyle yetişmiş ve Avrupa'nın yaşam tarzını benimsemiş, iyi eğitim görmüş, soylu bir ailenin kızıdır. Ali'de soylu bir aile yapısına sahip ve Müslüman geleneklerine göre büyümüş, Asya 'nın yaşam tarzını benimsemiştir. Sevgi bu ya hiçbir şey engel olamıyor ve gençler birbirlerine olan sevgilerini belirtip aileleriyle görüşüyor. En başta karşı çıkan aile Gürcü bir "dost" sayesinde kızlarını Ali'ye vermeyi onaylıyor. Bu "dost" onların evlenmeleri için her şeyi yaparken bir anda bambaşka biri oluyor. Bu kısmı anlatmayacağım tabiki çünkü kitabın büyüsü burada başlıyor. İlerleyen zamanlarda evlendiklerinde Dağıstan'da uzun mutlu bir zaman geçirirler. Bu onların en mutlu tek zamanları olacak ne yazık ki. Ardında Kafkas coğrafyasının tarihi ile akış değişecek ve İran'a gitmek zorunda kalacaklar Nino'yu burada bambaşka bir hayat bekliyor ve Ali Han'ın görmediği yönlerini görecektir. Asya ve Avrupalıların birbirlerinden olan farklılıklarını, birbirlerine karşı olan tutumları, önyargıları kitapta çok güzel ele alınmış. Aynı zamanda Azerbaycan'ın uğradığı soykırımlar, gördükleri işkencelerin bir kısmı (bir kısmı diyorum çünkü o kadar zulüm görmüşler ki burada yazsam satırlar, kelimeler kifayetsiz kalır) ve vatanını sevenlerin nasıl savaştıkları çok güzel bir biçimde ele alınmış. Hem aşk hikayesi okumayı seven hem birazda tarihi aşk olsun diyenler için kitabı öneririm. Hayranlıkla ve memnun kalarak bitireceğinizden emin olun. Kitap sonunda benim ulaştığım nokta şu oldu; bazen geleceğini inşa ederken fedakarlık yapmak zorundadır insan, önemli olan bu fedakarlıkları yaptığında da feda ettikleri hala onun yanında mıdır...



Kitaptan ufak alıntılar ; 

"Demek Bakü'nün tartışmalı coğrafi konumu sayesinde, dünyanın en güzel gözlerine bakabiliyordum."

"Şu Hristiyanların bir türlü anlayamadığım daha farklı gariplikleri de var. Düşmanlarını alt edebilmek için gelişmiş silahlara, iyi yetiştirilmiş askerlere, üstüne üstlük ihtiyaç duydukları her şeyi üretebilecekleri fabrikalara sahipler. Başka insanları kitleler halinde en hızlı şekilde ve en kolay yoldan yok edebilmek amacıyla yeni bir şey icat eden kişi büyük paralar ve madalyalarla ödüllendiriliyor. Buraya kadar her şey çok iyi, çünkü harp gerekli bir şeydir. Fakat Avrupalılar diğer taraftanda çok sayıda hastane yapıyorlar. Hastalıklara yeni çareler arayan, yeni bir ilaç bulan ya da harp sırasına karşı tarafın askerlerini tedavi edip besleyen bir şahıs da aynı derecede saygı görüp madalya alıyor."

"Aslını  ararsanız, biz Cenab-ı Allah'ın buyurmuş olduğu her şeyi yerine getiriyoruz. Avrupalılar ise kendi Tanrılarının hiçbir buyruğuna uymadıkları halde, her geçen gün biraz daha güçlenip kuvvetleniyorlar."

"Kadın, sadece kendi kocası tarafından beğenilmek için çalışmalıdır, başkaları tarafından değil."

" 'Hayır,' adamın gözlerinden derin bir keder okundu. 'Ben sıradan bir sanatçıyım. Gerçek bir aşık değilim.' 
   'Gerçek bir aşık nasıl olur peki?'
    'Ramazan ayında mucizelerle dolu bir gece, Kadir gecesi vardır. Bu gecede de tabiatın uykuya daldığı bir saat vardır. O saatte nehirler akmaz, cin ve şeytanlar bir saatliğine hazineleri beklemekten vazgeçerler; otların dikilip uzadığı ve ağaçların konuştukları işitilebilir, nehirlerden su perileri çıkar. O gece ana rahmine düşenler, bilge ve şair olurlar. Gerçek aşık olmak isteyen şahıs, Kadir gecesi bütün aşıkların hamisi İlyas peygamberi çağırmalıdır. Vakti gelince İlyas peygamber ortaya çıkar ve kendi kadehinden aşığa içirip şöyle der: 'Sen artık gerçek bir aşıksın ve yeryüzündeki her şeyi benim nazarımla göreceksin'
...
Asabi aşık yere oturup elleriyle yüzünü kapattı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Sonrada şöyle dedi : 'Fakat kimse Kadir gecesinin hangi gece olduğunu ve doğanın uykuya daldığı saati bilmiyor. Bu nedenle de yeryüzünde hiç gerçek aşık kalmamıştır.'"

"Galiba insanları gruplara bölmenin en doğru yolu, onların orman insanları ve çöl insanları diye ayırmaktır. Doğu'nun içkisiz sarhoşluğu da sahradan kaynaklanıyor. Sahranın sıcak rüzgarı ve kızgın kumu insanları sarhoş ediyor. Sahra, basit ve problemsiz bir dünyadır. Orman ise suallerle doludur. Sahra ne kimseden bir şey ister, ne de kimseye bir şey verir; vaatte bile bulunmaz. Fakat ruhlardaki kıvılcım, ormandan kaynaklanıyor. Sahra insanı, yani gördüğüm ve hayalimde canlandırdığım sahra insanı,  tek bir duyguya sahiptir ve tek bir hakikati tanır. Orman insanının ise binbir türlü yüzü vardır. Muhafazakarlar sahradan, yenilikçiler ise ormandan çıkar. Doğu'yla Batı arasındaki en temel fark da, bu olsa gerek."

"Çarşaf, kadının vücudunu görmenizi engelliyor, onu tanımanızı değil. Çarşafın altındaki kadının alışkanlıklarını da, düşüncelerini de, hayallerini de anlayabilirsiniz. Çarşaf, kadının gözlerini, ağzını ve burnunu kapatabilir; kalbini ve ruhunu ise asla."

"Denizle sahil bitip tükenmek bilmeyen bir kavgada birleşen karı koca gibidirler."

"Fakat ben ormanları ve ovaları seviyorum; sen ise dağları, taşları ve çölleri. Çünkü sen çöl çocuğusun. Bu yüzden senin aşkın da, senin dünyan da beni korkutuyor."

"Halka şunu da anlatmamız gerekiyor ki ne siyah vardır, ne de beyaz. Çünkü siyahta beyaz, beyazda ise siyah bulunur. Bu yüzden şunu tavsiye edebilirim: Öyle işler yapalım ki yeryüzünde kimse zarar görmesin. Çünkü her bir insanda bizden bir zerre, bizde de her bir insandan bir zerre vardır."

"Yüzünü saklamak zorunda olmak, kadın için küçük düşürücü bir şey. Peçe takarsam, kendimden nefret ederim."

"Eski bir söz, 'Misafir evine, elinde oğlunun kesilmiş başı olduğu halde girse bile, onu ağırlamalı ve kendisine saygıda kusur etmemelisin' der.Gerçekten bilgece söylenmiştir, ne var ki yerine getirilmesi çok güç bir tavsiyedir."

"... fakat benim evim, bana ait olan topraklar üzerinde bulunmalı. Ben kendi çölümün, şehrimin ve güneşimin evladıyım."

" 'Korkuyorum Ali Han. Ben çok korkak biriyim.'
'Öyleyse silahını bırak, tarlalar geçerek Pula Nehri üzerinden Gürcistan'a kaç.'
'Bunu yapamam Ali Han. Savaşmak istiyorum çünkü korkak da olsam, vatanımı herkes kadar seviyorum."







2 yorum:

  1. Bu kitabı okumuş biri değilim ancak filmini izledim kitabı olduğunu bilebilmiyordum..
    Filmi sonuna kadar izleyip anlama imkanım olmadı bu yüzden yorumum da ona binaen yetersiz kalacaktır ancak kitabı olduğunu bilseydim evvela kitabı okurdum mutlaka.
    Filmde din dilbirbirine harmanlanmış bir güzel de çıplaklıkla süslenmişti dolayısıyla pek izlenecek türden değildi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Film kesinlikle kitaptan çok alakasız. Bende filmini hiç sevmedim ama kitapta çok daha hoş ve güzel anlatmış bütün detayları. Filmde atlayarak anlamsız bir şekilde sunmuşlar..

      Sil