Öne Çıkan Yayın

Kitap Yorumum : Gösteri Peygamberi

11 Mayıs 2022 Çarşamba

Film Yorumum : Instant Family

 Aile bir çocuğun ya şansıdır ya da şansızlığıdır. Herkes dünyaya gelirken ailesini seçmek ister imkanlar elde olsaydı. 

 Film başrollerinde Rose Byrne var ve film boyunca bu kadına bir türlü ısınamadım nedensizce. Film konusu ise oldukça hoştu bence özellikle ailesiz olan çocuklarında var olduğuna dikkat çekmek için çok güzel bir yapım olmuştu. Konuya gelirsek Amerika'da yaşayan ve çocuğu olmayan bir çift ailelerinin dalga geçmesi üzerine koruyucu aile olmaya karar verirler. En başta kocası Pete bunu istemese de Ellie(Rose Byrne) bu duruma oldukça istekli ve meraklıdır. Pete'yi ikna ettikten sonra da koruyucu aile kurumuna başvururlar ve uzun süreli bir eğitim haftası geçirirler kurumun ilk şartı budur çünkü. Kuruma Ellie ve Pete ile beraber koruyucu aile olmak için başvuran farklı çiftler ve hatta tek başına koruyucu aile olmak isteyen kadın ve erkekte vardır. Uzun eğitim programı sonunda tüm kurs ve sınavlar başarılı geçince kurumda kalan çocuklarla tanışma günü düzenlenir bu bir nevi hangi çocukla elektrik uyumu sağlanacağının test aşamasıdır. Bu tanışmada yaşları 12 ve üstü olan ergen çocuklarla kimse ilgilenmez herkes daha küçük yaştaki çocuk grubuna yönlenir. Ellie ve Pete'de bunu yapar ve en sonunda onların ilgisini Lizzy verdiği cevaplarla ve asi tavırlarıyla çeker. Daha sonrasında Lizzy'nin kardeşlerinden habersiz şekilde onu evlat edinmeye karar verirler ve kurum Lizzy'nin iki kardeşi daha olduğunu ve onları ayırmamak daha doğru bir tercih olacağını belirtir. Ellie ve Pete bu duruma hiç hazır olmadıkları için düşünmeye çekilirler ve kararları ise filmin asıl başladığı yer olur. 

 Film genel olarak Lizzy'nin bu koruyucu aileye karşı tutunduğu tavır ile ilerliyor. Film ortalarında ise bize şu mesaj veriliyor koruyucu aile mi yoksa biyolojik aile mi ? Bunu bende çok düşündüm ama benim tercihim koruyucu ailem olurdu. Ne kadar biyolojik annem olsa da ben düştüğümde elimden tutup kaldıran dizlerimin yarasını silen koruyucu annem olacak sonuçta. Siz bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz yorumlarda buluşalım :)

 Son olarak asla atlamak istemediğim ve bahsetmek istediğim bir konu  ise çocuk oyuncu Julianna Gamız'ın mükemmeliğiydi. Film boyunca hem sinir olduğum hem de en çok güldüğüm karakteri yani Juan'ı canlandırmış ve yaşına göre oldukça fazla iyi oyunculuk sergilemiş. 

 Film yorumum bu kadar izlediğinizde zaman kaybetmeyeceğiniz ve size ailenin önemini bir kez daha hatırlatan bir film olacaktır. Sevgilerle.. 



9 Mayıs 2022 Pazartesi

Motivasyon, Düzen ve Sağlıklı Yaşam

 Son zamanlarda herkesin dilinde motivasyon, düzen ve sağlıklı yaşam var. Hiç dikkat ettiniz mi ? Sürekli fit görüneyim, hayatımın her alanı düzenli gitsin, hep mutlu mesut yaşayayım, herkes bana imrensin v.s şeklinde yaşıyorMUŞ gibi yapan ama kamera arkasında ne olduğundan bihaber olduğumuz insanlar var. Öncelikle böyle bir yaşam şekli yok arkadaşlar bunda anlaşalım. Kimsenin kusursuz ve mükemmel giden bir hayatı yok olamaz da var diyenle bir tanışmak isterim. Herkesin hayatında olumsuzluklar yaşadığı, motivasyon kaybettiği hatta dibin dibini gördüğü dönemler oluyor. 

 Sanal dünya yeni yansımalarında her şeyi kusursuz gösterme çabası içerisinde. Gerek ikili ilişkilerde, gerek dış görünüşte ve gerekse psikolojik olarak. Bende bir aralar bu dünyanın içinde kayboldum ve sürekli neden soruları ile boğuşmaya başladım. Fark ettim ki kamera önünde olan bu olaylar aslında kamera arkasında çok farklıymış. Benim bunu anlamam epey uzun sürdü orası ayrı tabi.. Bu durumu anlayamayan birçok kişi psikolojik olarak oldukça kötü durumda ve kimisi bu yaşananlar yüzünden intihara kadar götürmüş olayı maalesef.

 Hayatımız mükemmel değil ama yine de mükemmelleştirmek için bizde bir şeyler yapamaz mıyız? Tabi ki yaparız! Yeter ki isteyelim. Bende uzun zamandır sürekli düşe kalka gittiğim bir hayat yaşıyorum motivasyonel olarak. Bu aralar motivasyonum tamken hemen kaleme alayım dedim nasıl motivasyonumu yükselttiğimi. Öncelikle yaklaşık 2 haftadır bir kısır döngüye sıkışmıştım. Sürekli canım sıkılıyordu ve bu sıkıntıyı yemek yiyerek çözmeye çalışıyordum. Ardından yemek yedikçe kilo alıyordum daha çok moralim bozuluyordu ve yeniden yemek yiyordum bu şekilde bir döngü içinde sıkışmıştım. Sonra dedim dur! Ne yapıyorum kendime dedim zaten yeterince kilon var üstüne yenilerini ekleme kızım. Hemen kağıt kalem aldım elime artık herkesten duyduğunuz 21 günlük programı ölçtüm, tarttım, biçtim ve oluşturdum. Ve en önemlisi olayı kafamda bitirmeye odaklandım. Çünkü daha önce sağlığa zararlı bir madde ile ilgili bir karar aldım ve kafamda bitirdiğim gün bitti olay bununla ilgili farklı bir yazı kaleme alırım yine. Şimdi bugün listenin ilk günü ve benim için oldukça güzel ilerliyor. Ve kendimi farklı bir spora yönlendirerek yogaya başladım bugün ikinci günümdü. Evde yoga yapmayı deneyimlemekte ayrı bir keyifli tabi ileride o kadar esnek olup amuda kalkabilir miyim bilemem ama :) 

 Motivasyonumu sağlamak için öncelikle olay kafada bitirmekti. Diğer ekstralar ise bunu destekleyen eylemler yani keyif aldığım şeyleri 21 gün boyunca tekrarlamak mesela düzenli kitap okumak, blog yazmak, sabah erken uyanmak gibi. Birde şekersiz 21 güne başladım bakalım bu 21 gün bana neler katacak çok merak ediyorum. Kısacası lütfen sanal dünyadaki garip güzelliklere aldanmayın hayat sizin ve güzelleştirmek sizin elinizde. Sağlıcakla kalınız.. 



4 Mayıs 2022 Çarşamba

Kitap Yorumum : Beyaz Zambaklar Ülkesinde

  Kitaplar dünyayı değiştirmez, dünyayı insanlar değiştirir, insanları da kitaplar değiştirir. Sizi değiştiren bir kitap var mı, varsa hangisi diye sorsalar sanırım benim cevabım Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı olurdu. Uzun zamandır siyasi, kişisel gelişim veya bana bir şeyler katacak kitaplar okumuyordum. Geçenlerde bir arkadaşım kütüphaneye bağış yapmak üzere baya dolu dizgin kitap poşeti ile kursa gelmişti. Bende hemen neler bağışlayacak diye kitapları incelemeye aldım ve uzun zamandır gördüğüm ama yolumun kesişmediği kitapları hemen aldım kendisinden. Bu kitaplardan biri de buydu. İyi ki yolum kesişmiş dediğim kitaplardan biri oldu. 

 Kitap Mustafa Kemal Atatürk'ün çok önemsediği ve okul müfredatlarına konulmasında ısrarcı olduğu bir kitapmış bunu bende yeni öğrendim. Hatta askeri okullarda zorunlu okutulan bir kitapmış. Şuan da okutuluyor mu bilmiyorum ama okutuluyorsa buna çok sevinirim. Aklıma ilk olarak öğretmen arkadaşlara bu kitabı okutun demek geldi henüz yeni bittiği için arkadaşlara henüz bunu çıtlatmadım ama edebiyat öğretmeni arkadaşlara belirteceğim. Yeni nesile oldukça katkısı olacak bir kitap bana göre. Okunmalı, okutulmalı tadında.

 Kitap konusuna gelecek olursak Petrov'un 1920'li yıllarda yazmış olduğu bu kitap Finlandiya'nın doğuşunu ve bataklıktan nasıl kurtulduğundan ibaret. İlk 45-50 sayfa oldukça sıkıcıydı tabi çünkü yazarın hayat hikayesini falan anlatıyor. Tabi her kitap gibi bu sayfalardan sonra akıcı kısım başlıyor zaten. Anlatımı oldukça sade bir dille yapılmış ve akıcı ilerliyor. Her sayfada ayrı bir bilgi ayrı bir ruh var zaten. Kitabı bitirince ben neden bu kadar boş hayat yaşıyorum moduna giriyorsunuz hatta. Finlandiya'nın nasıl bu kadar yüksek eğitim seviyesine geldiğini kitabı okuduktan sonra çok iyi anlıyorsunuz ve Mustafa Kemal'in neden bu kitapta ısrarcı olduğunu da anlıyorsunuz. Bir nesli nasıl yetiştirmeniz gerektiğinden tutun, yaşlı neslin bize neler katacağına kadar bir çok şey mevcut. 

 Kitapla ilgili ve kitabın ülkemize uyarlanması ile ilgili sayfalarca yazı yazabilirim. Lakin burda benim yazdıklarımı okumak yerine kitabı okumanızı ve oradan kendinize, hayatınıza yön verecek o cümleleri bulmanız nacizane tavsiyemdir. 

 ..."Gençlerinizi değil kendinizi suçlayın. Nasıl yetiştirirseniz gençler öyle olur."



2 Mayıs 2022 Pazartesi

Kitap Okumak Zenginlik Gösterisi Sayılıyor

 Tüketim çağının kıyasıya rekabet ettiği global dünyada bilgi parayla satılan bir ürün olarak sayılmaya başlandı. Yanlış okumadınız bilgi artık parayla satın alınan bir ürün. Kültürlü olmak, araştırma yapmak, okumak artık parayla gerçekleştirilen bir ürün. Kitapların tarihe karışmasına çok az kaldığı için midir yoksa sanal dünya kitapları yok etmeye başladığından mıdır bilinmez ama kitapların raf fiyatları dudak uçuklatıyor. Bu durumdan ise en çok etkilenen tabiki biz geleneksel okuyucular olduk.. 

 Bugün bayram diye şöyle bir alışveriş merkezlerine bakalım dedik malum gurbette olduğumuz ve tanıdık eş dost olmadığından yapabileceğimiz aktivitelere yöneldik. Yolumuz bizi ünlü zincir kitapçılardan birine sürükledi. Yaklaşık 13-14 yaşından beri sağlam bir okuyucuydum son iki yıla kadar. Son iki yıldır kendime zaman ayırıp kitaplara çok zaman ayıramasam da yıllık 10-12(son iki yıldır sadece) kitap bitiriyorum ve hiçbir zaman yeni çıkanlar ve çok satanlar listesinden uzak kalmıyorum. Neyse bugün de şöyle bir raflara uzun uzun göz atmak istedim zamanımda varken. Göz attım ama keşke atmaz olaydım. Öncelikle çıkan kitaplara bakmak gerekirse gerçekten elle tutulur, dolu dizgin çok az kitap vardı.  Artık yayınevleri genç nesillere ayak uydurmaya başlamış gibi gözlemledim çünkü kitapların çoğu lise aşk kitaplarından ibaretti yani okuduğunuzda yazlık dizi izlemiş gibi hissedeceğiniz yada daha çok ergenlik dönemindeki çocuklara kötü örnek olacak içerikli kitaplar. Hatta birkaç yıl önce 22-23 yaşında okuduğum bir kitabı bugün 12-13 yaşındaki bir kız aldı kitap içeriği internetten tanıştığı çocuk ile sevgili olan ve onun için ülke değiştiren bir kız ile erkeğin aşk hikayesiydi. Kızın elinde görünce baya şaşırdım çünkü okuması gereken yaş grubu olduğunu düşünmüyorum çünkü bu tarz şeylere özenmesi yüksel ihtimal. Ne yazık ki babası da o kitabın içeriğini incelemedi bile. Kızla ufak bir sohbet imkanım oldu ve yazarın baya hayranı olduğunu belirtti. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim burada yorumu size bırakıyorum.. Dediğim gibi zaman zaman bende okurum bu tarz kitaplar ama yeni çıkanların yarısından fazlası bu tür kitaplardan ibaret olması ve kontrolsüz şekilde uygun yaş grubunun almaması beni üzdü. Ülkemize bu tarz kitaplar ne katacak ki diye düşünüyor insan.

 Dikkatimi çeken diğer konu ise çizgi romanların yeniden popüler olmaya başlaması. Sanırım bunda yine uzun soluklu tasvirlerden sıkılan daha çok kısa cümleler oku geç ve karikatürlere bak şeklinde ilerleyen sanal gençlik zihniyeti etkili oldu. Farkındaysanız artık kimse uzun uzun yazılar okumuyor sadece izliyoruz, kısa cümleler okuyup ekranı kaydırıyoruz. Yine de demode olan çizgi romanların gün yüzüne çıkmasına bir bakıma sevindim. 

 Dikkatimi çeken asıl konuya gelecek olursak fiyatlar..  Yeni çıkan kitaplar arasında bir iki kitap oldukça hoştu konusu, kapak tasarımı falan tam benlikti arka kapakta en alt kısma bakınca küçük çaplı bir kalp krizi geçirdim. Fiyatlar ortalama 50-70 TL arasında değişiyordu. Şaka gibi ama eskiden yeni çıkan ciltli kitapların satış fiyatı 25 TL idi bugün ise 25 TL tutarında sıfır kitap kalmamış. Kitapçıda yaklaşık iki saatimi geçirdim ve 25 TL tutarında bir kitap göremedim. Bundan çıkarımım ise artık kitapları sadece zenginler alıp okuyabilecek biz sadece ikinci el kitaplara yönelebiliriz gibi görünüyor. Canım ülkemde bilgi edinmenin maliyeti bu kadar yüksek olması gençliğe yapılan büyük bir engel bence. Eğer aydınlık ve muasır medeniyetler seviyesine çıkması bekleniyorsa gençliğin önce bilgi edinmeyi ücretsiz hale getirmeliyiz. Sanal dünya ile yolumuza çokta devam edebileceğimizi sanmıyorum. Ben bugün bir sıfır kitap aldım o zaman zengin olduğumu beyan edebilirim sanırım ne dersiniz ? 



1 Mayıs 2022 Pazar

1 Mayıs İşçi ve Emekçi Günümüz Kutlu Olsun!

 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Gününden selam olsun. Dünyada emek vererek çalışmak ve karşılığında emeğinizin parasını hak etmek oldukça zor bir eylem çünkü hiçbir para aslında emeğinizi tam anlamıyla karşılamıyor. Çalıştığım dönemlerde bende hayatı çok kez sorgulamıştım ve neden hak ettiğimizin tam karşılığında ücret almıyoruz diye çok düşünmüştüm. Sonuçta bedenen ve zihnen oldukça emek veriyoruz yaptığımız işlere. Karşılığında ise sadece karın tokluğu diyebileceğimiz bir miktarda para alıyoruz sadece. Ekonomik sistemimiz ne yazık ki..
 Yaklaşık bir yıldır ev hanımı olarak hayatıma devam ediyor gibi görünsem de aslında arka planda işletmeye çalıştığım bir atölyem var. Bana göre gerçekten emek vererek, yeri geliyor sabahlayarak, yeri geliyor ellerim yara bere içinde , zamanımdan ödün vererek, fedakarlıklar yaparak bir ürün çıkartıyorum ve bunlara paha biçmeye çalışıyorum. Yapılan emeklere paha biçmek inanılmaz derece zor. Genelde alıcı kişiler hep "ne var canım bunu yapmakta bu para çok bu ürüne" modunda yaklaşıyorlar. Verilen emeği her zaman eleştiriyorlar veya ürünü küçümsüyorlar. Oysa ürünü planlamak, defalarca kez bozup yeniden yapmak, fotoğraflamak, pazarlamaya sunmak, alıcı bulmak, alıcı ile iletişimde olmak, kargolamak ve olumlu geri dönüş almak çok yorucu ve zahmetli bir süreç. Tabi ki bunu yapmamakta benim elimde fakat günümüz şartlarında elimizde, heybemizde, ne varsa onu kullanarak bir şekilde para kazanmak zorundayız. Bende ancak bu şekilde kazanabiliyorum. Bu süreç aslında genele baktığımda sevdiğim bir hobimi yaparak para kazandığımı gösterse de geri planda oldukça kötü olaylar da yaşanabiliyor.
 Geçtiğimiz yıl yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum bununla alakalı. Bir beyefendi sosyal medya üzerinden bana ulaştı ve oyuncak sipariş etmek istediğini belirtti. Yaklaşık o zamanın parası ile 600 TL tutarında siparişini oluşturduk kendisi ile. 3 adet oyuncak köpek bir adet aslan bir adet bebek istedi. Renklerini kararlaştırdık her şey tamam dendi ve ben ön ödeme almadan siparişleri hazırlamaya başladım. Benim genel huyumdur ürün bitmeden ödeme almam çünkü ne olur ne olmaz ölürüm kalırım kimse de o ödemenin alındığını bilmez adamın parası üstümde kalır diye bu topa girmem. Neyse efendim ben 3 adet köpeği 15 günde ördüm görselleri attım beyefendi beğendi. Aslana başladım bitirdim ve görseli attım beyefendi aslanın istediği renk olmadığını nasıl oluyorsa "genç aslan" istemiş benim ördüğüm ise "yaşlı aslan"mış. Bu sebepten ötürü biraz gerildik ve en sonunda tüm ürünleri iptal ettiğini hiçbirini istemediğini belirtti. Gitti mi benim 17 günlük emek çöpe ? Ürünler elimde kaldı ona mı üzüleyim, zamanım çöpe gitti ona mı yanayım bilemedim. Kısacası sosyal medyada harika işler çıkıyor ama bu tarz kötü olaylarla da karşılaşabiliyoruz. Tabi bana da ders oldu bu olay artık ön ödeme almadan hiçbir ürüne başlamıyorum. He aslanla köpek ne oldu derseniz bulduk alıcısını gönderdik sahiplerine :)
 Günün anlam ve önemine istinaden emeğinizin değerini bilecek işlerde çalışmanız veya müşterilerle karşılaşmanız dileği ile.. GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN!