Öne Çıkan Yayın

ŞİDDETE DUR DE !

6 Kasım 2018 Salı

ŞİDDETE DUR DE !

 Son zamanlarda duymaktan yorulup her duyduğumuzda bir kere daha yıkıldığımız kadın şiddeti ve cinayetleri hakkında bugün bir yazı kaleme almak istedim. Günde matematiksel olarak hesaplamamış olsamda yaklaşık 100 kadın şiddet görüyor ya da gördüğü şiddet sonucu ölüyor. Toplum olarak böyle olayları izlemekle yetiniyoruz malesef. Buna güvenlik güçlerimizde dahil "karı koca arasındaki ilişkiye giremeyiz" bakış açısı diyoruz genel olarak. Peki soruyorum size o ilişkiye sen müdahale etmezsen ben müdahale etmezsem kim kurtaracak bu şiddet gören kadınları yada kim engelleyecek öldürülen kadınların ölümünü ?  Toplum olarak aslında hiçte duyarsız değiliz bazı konularda çok iyi ahlak bekçisiyiz ama konu kadına şiddet olunca elimiz arkamızda izliyoruz. Sokak ortasında dövülen bir kadına genel olarak kimse karışmaz konuya dahil olup başına bela almak istemezler. Madem buna karışmıyorsunuz o zaman sokak ortasında öpüşen insanlara neden gidip laf yapıyorsunuz bunada ayrı bir sinir oluyorum tabii...
   Kadına şiddet karşısında oluşan düşünceleri yakın zamanda şiddet gören ünlü şarkıcımız sayesinde daha net görebildim. Birçok kadın şiddet gören sanatçıyı desteklemek yerine şiddet gösteren ünlüye "hakettiğini vermiş helal olsun" tarzında destek mesajları yazmış. Kadın olarak içimizde bile şiddet göstermenin normal olduğunu hatta bunu ispatlamak için Kur'an'ı Kerim'den ayetler falan paylaşanlar oldu. Acaba aynısını kendileri yaşasa "kocamdır/sevgilimdir döverde severde" diyebilecekler mi ? Kendi açımdan düşündüğümde birinin bana şiddet uygulaması gerçekten çok incitici bir durum. Gördüğüm şiddet karşısında belki bağıramam yada şikayet edemem bilmiyorum o an nasıl olduğunu ama o kişiyi anında hayatımdan çıkartırım. Fiziksel olarak görülen bir şiddet zaten orada bitmiyor bunun yaşattığı birde psikolojik etkisi var. Tamam morluklar, kırıklar, izler hepsi geçer peki ya içimizde yaşadığımız o acı ? Onu nasıl geçirebiliriz ki bir daha kendimizi toplamak çok kolay olmasa gerek. 
   Şiddet sadece fiziksel değil bunu anlatmama sanırım gerek yok. Psikolojik şiddet bile büyük bir enkaza neden olabiliyor. Her ne kadar karşı cinsin "onu giyme", "o makyajı yapma", "bu saatte dışarı çıkamazsın" gibi cümleleri beni sahipleniyor çok güzel diye düşündürtsede bunun detayında karşımızdakinin bize uyguladığı baskıyı görmek mümkün. Şuan lise çağında olan birçok genç kız erkek arkadaşlarının kurduğu bu cümleleri sevgi sözcüğü gibi görüyor ve onlara boyun eğiyorlar. Çevrenizde erkek arkadaşı olan genç bir lise kız varsa eğer bir dikkat edin genel olarak her cümlede "ayyy X şimdi izin vermez kanka başka zaman görüşürüz" yada onunla alışverişe gittiğinizde "çok güzel bir etek ama X etek giydirtmez" dediğini belki duymuşsunuzdur. Daha hayata gözlerini açan bu kızlarımız o ergen triplerinde olan erkek arkadaşları yüzünden küçük yaşlarda psikolojik şiddete maruz kalıyorlar. 
   Tacizinde ülkemizde çok büyük bir psikolojik travma olduğu bir gerçek. Bence psikolojik bir şiddet ve bunun hakkında geçenlerde minibüste yaşanan bir olayı anlatmak istiyorum. Geçen haftalarda arkadaşlarımla buluşmak üzere sözleştik. Onlar bir ürün bakmak için bir yere gidip oradan sözleştiğimiz kafeye geleceklerdi. Kafeye gelmek üzere minibüse binmişler. Biraz zaman geçtikten sonra "tesettürlü"(bunu belirtmek istedim toplumumuzda dekolte giydiyse doğaldır yazacak veya diyecek olan birçok insan görünümlü acımasız var)  bir kadın arkadaşımız arkasında oturan erkeğe bağırmaya başlamış. Tabii kızlar anlamamış ne olduğunu. Kız ama baya bağrıyormuş ve en son bağırırken öğreniyorlar ki arkada oturan erkek cam tarafından elini uzatarak öndeki kızın göğüsüne dokunarak taciz ediyor. Kız arkadaşımız minibüste o kadar bağırıyor ve minibüsteki kimse kalkıp o erkeğe bir şey demiyor. Kız arkadaşlarımda olayın etkisiyle şok olup bir şey diyemediklerini belirttiler. Peki minibüs şoförünün dediği cümleyi duymak ister misiniz ? "Herkes edebiyle gitsin gitmeyecekse insin" demiş sadece. Düşünsenize bu olay yerine o erkek ve kız öpüşüyor olsa minibüste herkes cık cık yapardı ama kız taciz edildiğinde kimse ağzını bile açmamış. 
    Diğer bir şiddetle alakası olmayan ama büyük bir psikolojik şiddet olan olay ise ,geçenlerde  izlediniz mi bilmiyorum ama, küçük yaşlarda kız çocuğuna yapılan tacizdi. Eğer sosyal medya üzerinden yayılmasa, gündeme düşmese tacizcinin ceza almayacağı  görüntüleri hatırlıyor musunuz ? Ben hatırlamak bile istemiyorum çünkü izlerken kanım dondu. Kendime yapılmış gibi korktum ve o bebeğin psikolojisini düşünemiyorum dahi. Bu konu hakkında edilecek çok küfür var ama sadece unutulmaması için hatırlatmak istedim bu taciz olayını da.
  Gerçekten kadına verilen değerin gün geçtikçe azaldığı bu dönemde etrafımızda gördüğümüz şiddetlere lütfen müdahale edelim. Belki başımız belaya girmesin diye geçiştirebilirsiniz ama bir gün ya sizinde başınıza gelirse ? Konu hakkında anlatacak çok iğrenç örneklere şahit oldum ama burada yazımı noktalayarak daha çok üzücü bir yazı haline gelmesini istemiyorum. 
 Hepinize sevgilerimle, sevgiyle kalın... 

3 Kasım 2018 Cumartesi

Virginia Boecker – Kral Katili Kitabı Yorumu

 Merhaba, ilk defa kendi bloğumdan başka bir yerde yayınlanacak bir yazım, bu heyecanlı bir durum benim için Gözde’ye böyle bir etkinliğe ev sahipliği yaptığından dolayı teşekkür ederim. Ben de bloğumda böyle bir uygulama yapabilirim ilerleyen günlerde, bloggerların kaynaşması ve birbirini keşfetmesi bakımından faydalı bana göre. Yaklaşık 1 aydır Kanada’dayım ve burayı anlatan bir yazı yazmayı planlıyordum ama bunu kendi bloğumda daha önce yaptığım için buraya gelirken yanımda getirdiğim bir kitabı bitirdikten sonra yorumunu paylaşmaya karar verdim.
  Bir seri kitabı olan Cadı Avcısı’nın 2.si olan Kral Katili’ni üçüncü sırada okudum ben, yani seriyi 1,3,2 sıralamasında bitirdim. Zaten serileri baştan başlayıp hepsini ardarda bitirmek gibi bir alışkanlığım yok. Aradan serinin çarpıcı bir kitabını okumuşluğum, ya da bir seriye başlayıp araya birçok kitaplar girdikten sonra devam etmişliğim var. Bu da öyle oldu, ilk kitabı okuyalı (şimdi bloguma baktım) 2 yıl olmuş, üçüncü kitabı geçen sene, bu kitabı da bildiğiniz gibi yeni bitirdim.
Elizabeth geçmişte bir cadı avcısıdır ve kralın hizmetkarı olarak çalışmaktadır, ilk kitabın ortalarında saf değiştirir.
  “Blackwell’in saflarında en tepeye yükselişim, Caleb’tan sonra onun en iyi cadı avcısı oluşum aklıma geldi. Ama bunun sebebi benim istekli olmam, bu uğurda mücadele etmemdi. Benim sayemdeydi.”
İlk kitapta bir şifacı olan John’la aralarında duygusal bir bağ oluşuyor ve bu durum bu kitapta da devam ediyor.
  “Bana o kadar dik dik bakıyordu ki bir an ne söyleyeceğimi unuttum.”
  Krallıkta kazandığı değerli bir mührü John’un hayatını kurtarmak için O’na geçiriyor. Bu, O’na bir takım güçler kazandırsa da, lanetli bir tarafı da bulunuyor. Hatta birbirlerinden uzaklaşmalarına ayrıca John’un bir şifacıya özgü merhametli karakterini kaybetmesine sebep oluyor. Ayrıca Elizabeth bu mühür yüzünden John’u korumak zorunda kalıyor, bu yüzden yaptığı hareketler yanlış anlaşıldığı için John da dahil birçok kişinin nefretini kazanıyor.
  Ve bir süre sonra da krala karşı sıcak savaş başlıyor…
  İyi vakit geçirmek için kitap çok güzel, ancak ilk kitabın bir solukta okunup biten akıcılığı yok. Devamlı bir hareket iyi bir kitapta aradığınız bir özellikse, kesinlikle tatmin edici. Elizabeth’in yorulmak bilmeyen, azimli karakteri ilham verici, John’la olan aşkı ile ilgili bölümler de dozajında.
Biraz genç yetişkin romanı okuyayım hareketleneyim, tazeleneyim diyorsanız ve daha önce okumadıysanız tavsiye ederim bu seriyi  iyi okumalar…


 Bu güzel kitap yorumunu bizlerle paylaştığı için sevgiliYazı Modern'e teşekkür etmeyi borç bilirim. Sizde eğer blogumda misafir yazar olmak istiyorsanız önceki duyurumdan nasıl başvuru yapacağınızı öğrenebilirsiniz. 
Sevgilerimle...

1 Kasım 2018 Perşembe

Hayalden Gerçeğe

  Herkese merhabalar yoğun tempolu bir haftaya günler kala sizlerle hayalini kurduğum iş hakkında yaptığım ufak adımları paylaşmaktan memnuniyet duyarım. Evet birkaç gün önce sizlerle Hayal Dükkanım'ı paylaşmıştım. Bu hafta bu hayal dükkanı için ufak adımlar atarak içeriğini biraz daha geliştirdik. Neler yapabileceğimizi, nasıl bir yol izlememiz gerektiğini, hedef kitleye nasıl ulaşabileceğimizi falan. 
   Uzun araştırmalarım sonucu sosyal medyada bir kitleye ulaşmak çok uzun süreç gerektiriyormuş. Bunun için epey bir aktif olmak gerekliymiş. En önemlisi kişilere hitap eden fotoğraflarımızın düzenli ve güzel çekimleri olmaları. Bu konuda şanslıyız çünkü hayat arkadaşım ve iş ortağım zaten fotoğrafçı. Diğer bir nokta profil ismi ve profil içeriğinin uyumlu olması ve profilde yazan bilgilerin net ve açık olması. Yeni yılda açacağız ama biz şimdiden Hayal Dükkanımızın adını bulduk tabi biraz bir şeyler katmamız gerek biraz havada kaldı gibi geldi.
 İlk hedefimiz bir ay içerisinde 1 ürün satabilmek ve her ay bu sayıyı katlayarak sürdürebilmek. Eğer katlayarak devam edebilirsek atölye açmamız mümkün hale gelecek. Şuan erkek arkadaşım atölye olarak evinin bir odasını kullanacak bende kendime özel küçük bir alan oluşturacağım evimde. Lütfen dualarınızı eksik etmeyin bizden şuan en çok ona ihtiyacımız var. 
  Eh o kadar konuştum son olarak adımızı da yayınlayayım. Adımız İzDe olacak ama sonuna belki izdeninhayaldünyası yada izdenindünyası gibi bir ekleme yapacağız bu konuda karar veremedik. Sizlerin aklına gelen bir eklenti olursa bizlerle paylaşmanızı isterim.
 Sevgilerimlee.. 


31 Ekim 2018 Çarşamba

Kitap Yorumum : Antika Titanik

 İnanamıyorum şuaan bu kitap nasıl bittiiii ?? Gerçekten en son beynim yanmak üzereydi karmaşadan nasılda son sayfaya geldim anlamadım doğrusu. 
    Sizlere okuduğum en karmaşık kitapla nasıl tanıştığımızı anlatarak bitirdiğim son kitabı paylaşacağım. Evet Antika Titanik'i Taksim'den dönerken metroda bir kızın elinde gördüm ve tatammmm aşık oldum. İlk defa bir kitabın kapağı için o kitabı okumayı çok istedim. Anında erkek arkadaşıma dönüp "bu kitap sanırım benim olmalı ve okumalıyım" dedim. Oda sağolsun 13. ay hediyemi kendim seçmeme izin verdi bende tabi durur muyum kafama koyduğum o kitabı alacaktım.
   Jojo Moyes sonrası böyle labirent gibi bir kitap okumak inanılmaz zor geldi. Kimin eli kimin belinde olmayan bu kitap bildiğiniz fantastik tadında. Tabi kitabı internette incelediğimde polisiye kitabı olarak nitelendiriliyor. Hayatımda ilk defa bu tür kitap okuyan ben başlarda eğlenerek ortalarında sıkılarak sonlarda ise neşeli bitirdim kitabı. Kitabın içindeki çeşitli aforizmalar, zeki espriler, alıntılar benim en çok sevdiğim yerlerdi doğrusu. Yazar sadece aforizmalar ve alıntılardan ibaret bir kitap yazsaydı yinede bırakmadan okurdum çünkü çok hoşuma giden bilgiler vardı. Bazen "lan acaba ansiklopedi mi okuyorum" düşüncesi geçirdim içimden. Yazarın karakterlere verdiği isimlerde tabi beni çok güldürdü mesela; Şifa Şavk, Refik Risk, Avni Vav gibi. Yahu bu kadar komedi isimleri aynı anda nasıl bulmayı başardı acaba bu yazar :). Kitabın bölüm bölüm olması iyi tarafıydı bence. Eğer bölüm bölüm olmadan dümdüz devam etseydi Titanik'te boğulup ölecektim. Lakin kitap sonunda çok çok alakasız bir şekilde bitmesi beni garip bir boşluğa bıraktı hatta "acaba kitap basım hatası mı var sayfalar mı eksik kaldı" diye düşünmedim değil. 
   Yaptığım araştırmalar sonucu anladığım kadarıyla yazarın bu kitabı çok beğenilmek ve beğenilmemek arası bir konumda kalmış. Okurları eski kitaplarının daha enerjik ve eğlenceli olduğunu söylemişler. İlk defa okuduğum için ben bir kıyaslama yapamadım ama şunu belirteyim başka kitaplarını okur muyum bu yazarın bilmiyorum. Şu açık ve net ki uzun zaman Murat Menteş elime alıp merak ederek okumam yani. Aradan böyle birkaç yıl geçecek ki öyle. 
   Kitap konusuna gelecek olursak. Antika Titanik'te Şifa Şavk bir şarkıcıdır. Marco'nun ise inanılmaz güzellikte bir nişanlısı vardır ve kadın hamile. Marco, çapkınlık abidesi olan bu adam, nişanlısıyla yetinmeyin Şifa'ya aşık olur.  Şifa'da anlamadığı bir çekim gücü vardır. Fakat Şifa Refik Risk'ten başkasını istemez. Şifa'yı kendine bağlayabilmek için türlü yolları deneyen Marco Refik Risk'i bile öldürmüştür. Gelgelim Refik Risk aslında tamda kendisidir. Bunu anlaması uzun zaman alacaktır...






29 Ekim 2018 Pazartesi

Çekiliş Sonucu

  Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşaaa...
  29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mız  kutlu olsuuuun :) Nice bayramlarımıza inşallah. Bu millet var olduğu sürece daha çok bayram göreriz diye umut ediyorum. 
  O zaman artıık konumuza geçebiliriz. Çekiliş sonuçlarını dün yayınlayacaktım fakat akşam yazma zamanım olmadı çekilişide yapamadım. Anca şimdi yapabildim tabi ben pek internet üzerinden çekiliş olaylarını beceremediğim için  eski usul yaptım çekilişimi. Katılan herkese ve öncelikle duyuru yapan Deeptone'a teşekkürlerimi borç bilirim. Kazanamayan arkadaşlar üzülmesin gelecek ayda çekiliş olacak. Yeterki katılım yapmayı unutmayalım :) 

Evet çekiliş sonucunu fotoğraflarla açıklayacağım. Kazanan arkadaşımın en geç yarın akşama kadar bana iletişim bilgilerini g.sari1903@hotmail.com adresi üzerinden iletmesi gerekiyor ki bende bir an önce kargolayabileyim. 

Eski usul tabiki herkesi sıradan yazdım :) 

En sevdiğim kısım yazdıklarımı teker teker katladım :)

Ve kazanan Sakura :)


Kazanan Sakura oldu :) Eğer kendisi 30.10.2018 saat 23:59'a kadar benimle iletişime geçmezse yedek kazanan Özlem Ak'a gidecek kitabım :) Katılımınızdan dolayı hepinize teşekkür ederim. Umarım herkes memnun kalmıştır. Bir sonraki çekilişte görüşmek üzeree :)


YOKSA SİZ HALA BENİM HAYAL DÜKKANIM'I OKUYUP BİR YORUMDA BULUNMADINIZ MI ? GERÇEKTEN ÇOK ÜZÜLÜRÜM YORUM YAPMADIYSANIZ ÇÜNKÜ GELECEĞİMİ İNŞAA EDERKEN SİZİN YORUMLARINIZDA BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİİ. :)

28 Ekim 2018 Pazar

Hayal Dükkanım

   Herkese kapitalizmin yaşandığı en büyük dünyadan selamlar. En son yazımda size biraz derdimi dökmüştüm geleceğim ve kariyerim hakkında ne kadar umutsuz olduğumu belki hissetmişsinizdir. Evet o günden sonra oturup biraz düşündüm ve bir hayal kurdum. Size hayalimi anlatmak için yine geçtim klavye başına. Yazı bittiğinde benimle duygu ve düşüncelerinizi paylaşın lütfen.
   Hayal kurmanın bedava olduğu dünyada kendi işimi kurmak gibi bir hayal kurdum. Peki nasıl mı ? Evet erkek arkadaşımın mesleğinden ötürü ileride kurduğumuz hayatta kendi işimi sürekli olarak devam ettirmek biraz zor olacak eh şartlarıda biliyorsunuz torpildir, kamu personel seçme sınavıdır v.s. Bende bunların zorluğunu göz önünde bulundurarak üretip satma işlemi olan ticarete atılmayı düşündüm. Dahada konuyu açmam gerekirse çook önceleri aldığım ahşap kursundan edindiğim bilgiler dahilinde sosyal medya satış işi yapmak. Tabi bu çok büyük bir yetenek gerektirir diye düşünüyorsanız merak etmeyin erkek arkadaşım bu konuda benden çokça iyi. Kendisi harikulade lambalar yapabiliyor. Bunlara ek olarak aklımızda birkaç ürün daha var lamba, ahşap ürünler, takvim yaprakları, örgü ürünler gibi. Evet örgü ürünler yazdım çünkü örme yeteneğim var fakat biraz pratikle kendimi geliştirmem gerekiyor ve örgü örmek inanılmaz keyifli geliyor bana. Yapamadığımda ağladığımı saymazsak tabi :). Şuan yılbaşına kadar planlamayı oturtup yeni yıldan sonrada faaliyete geçmeyi düşünüyoruz. Eğer bu işte kendimizi gösterebilirsek ufakta bir atölye açmak istiyorum. Küçükten başlayıp büyüttüğümüzde oluşan simgeyi hayal ettikçe bu işe olan inancım artıyor. Tabi ki riskli bir iş sosyal medya üzerinden yüzlerce ulaşabileceğiniz sayfalar butikler var fakat bizim yan artımız tek bir yere odaklanmamak olacak. Ağırlığımız ahşap olsada kurslara gidip amigurumi yapıp satmayıda düşünüyorum. Düşünsenize ileride kocaman bir butik atölye açıp Türkiye hatta dünyanın bazı yerlerine ürünler sattığımızı. Seri üretim yapamayız böyle bir düşüncemiz olmadı ama ufak ufak üretimler yaparak güzel bütçeler elde edebiliriz. Olur da bir gün güzel yerlere gelirsek sizi unutmayacağım merak etmeyin :). 
     İkinci kurduğum plan ise elimizde var olan dükkanı değerlendirip bir tuhafiye açmak. Bu tuhafiyede binlerce ip, düğme, şiş v.s şeyler satmak. Tabi yine burada da bir ahşap olayı işin içinde olacak tuhafiyede boş kaldıkça ahşap ürünler üretip satışını sosyal medyadan ve dükkanda satmayı düşünüyorum. Ek olarak küçük dükkanımda ufak çaplı bir örgü kursu açıp cüzi miktarda eğitim vermek istiyorum. O kadar profesyonel bir örgü bilincim olmasada insanlara öğretebileceğime inanıyorum. Yani kurslarına gidip sertifikalar alabilirim zor değil. Galiba mezun olduktan sonra bu kurslara yönelip geçiçi işimi yaparken kalıcı işim için birşeyler inşaa etmeye başlayacağım. 
    Peki siz ne düşünüyorsunuz ? Sosyal medya üzerinde bu tarz bir satış yapan sayfamız olsa ürünlerimizden alır mısınız? Yada size hangi hayalim daha cazip geldi hepsini merak ediyorum ve yorumlarınızı heyecanla bekliyorum. Yaptığınız yorumlar ve destekler benim hayalimi gerçekleştirme yolunda bir adım daha atmak demektir. Hepinize sevgilerimle...


KİTAP ÇEKİLİŞ SONUÇLARINI BUGÜN AKŞAM 22:00'DA AÇIKLAYACAĞIM. TAKİPTE KALINIIIIZ :) 


25 Ekim 2018 Perşembe

Hayal Kurmak Güzel De Ya Sonra ?

  Yeniden merhabalar efendim nasılsınız ? Beni sorarsanız çok yorgunum çok yakında vizeler başlayacak ve tam anlamıyla odaklanıp başlayamadım. Kolay derslerimin notlarını çıkarttım ama zor derslerim beni çok korkuttuğundan elim hiç onlara gitmiyor haliyle çalışasımda gelmiyor... Bende madem çalışma isteğim yok biraz yazayım dedim. 
   En son işten istifa edip tatile çıkmıştım. Tatil dönüşü okula başlamak zorunda kaldım. Normal şartlarda bu dönem okula haftada bir kere gelip gitmeyi düşünüyordum fakat birçok hoca devamsızlık sorunu yaratınca bende tamamen dönme kararı verdim. En son eve temelli dönerken devlet yurdundan kaydımı sildirip aldığım kredi/bursu da iptal ettirmiştim. Tabi geri dönme işi olunca keşke yapmasaydım desemde nafile. Evden dönmeden kalacağım yeri az çok planlamış ve yurtla konuşmuştum. Tek kişilik odada çok yüksek bir miktara kalmayı istedim çünkü yıllardır farklı insanlarla odamı paylaşıp onlara alışmaktan çok yoruldum. Evden döndüğümün sabahına kaydımı yaptırdım ve yaklaşık bir aydır burada kalıyorum. Özel yurt olarak çok güzel vaatler vermişti telefonda fakat içine girdiğimde hepsinin boş olduğunu anladım. Allah'tan Ocak bitişi ile okulumda bitiyor umarım derslerim kalmazsa tabi... Yurtta en çok zorlandığım konu tabiki temizlik devlet yurdunda her gün temizlenen odalar varken burada haftada belki 2 kere temizlenen odaları çok zorluyor. Eh diğer sorun umumi tuvalet banyo olması. 7 kişi bir yeri kullanıyoruz ve ne zaman acil ihtiyacım olsa benden iki dakika önce biri duşa girmiş oluyor ve bu beni çook sinir ediyor. Eh girmeleri sorun değilde keşke birde temiz bıraksalar... Yurtta çektiğim diğer sorunlardan biriside yurtta çok fazla yabancı öğrenci olması... Üniversitemiz uluslararası alanda en çok tercih edilen bir okul olduğundan bu yıl gözlemlediğim kadarıyla çok fazla yabancı öğrenci almış ve haliyle yurtlarda kalıyorlar. En büyük korkum o öğrencilerden herhangi bir hastalık kapmak sonuç olarak sağlık raporu istemiyor çoğu yurt ve onların kullandığı tuvalet banyoyu çamaşır makinasını hatta yeri geliyor çatal bıçağı kullanıyoruz. Evet çatal bıçak dedim çünkü bulaşıkhaneninde çok hijyenik olduğunu düşünmüyorum. Belkide ben çok pimpirikliyim bilinmez ama yinede insan korkuyor bir yerlerden hastalık kapmaktan.
   Ocak ayını bir yandan çok gelsin istiyorum (Doğum günümde o ay ondan olsa gerek) bir yandan da istemiyorum. Aslında tüm olay mezun olduğumuzda başlıyormuş buna eskiden inanmazdım ama mezuniyete yaklaştıkça çok iyi anlıyorum. Mezun olduktan sonra ne yapacağım nasıl devam edeceğim hiçbir bilgim yok. Sadece ortaya attığım yurt dışına gitmek istiyorum fikrinden başka seçenek yok. Zaten KPSS yapma planımda yok çevremde herkesin torpille girdiği ve yüksek alan arkadaşlarımın torpilsiz olmasından dolayı atanamadıklarını duydukça gerçekten üzülüyorum ve dolaylı olarak benimde bir senemi çöpe atmak içimden gelmiyor. Tabi yurt dışına gidemezsemde düzgün bir dil okuluna gitmek var planımda aynı zamanda da ALES hazırlanıp düzgün bir puan almayı düşünüyorum. Köklü üniversitelerden birine eğer alırlarsa torpilsiz yüksek lisans yapma düşüncem var. İşin kötü yanı kendimizi ne kadar yükseltirsek işsizlik oranımız o kadar artıyor ama en azından insanların o saçma cümlelerini duymaktan kurtarıyor seni. Ayşe teyzenin, Fadime Hanım'ın v.s kurduğu "aa okududa bir şey sahibi olamadı" cümlelerini yüksek lisans okuduğumda biraz daha törpüleyip " bak hala okuyor kız" diye döndürmek daha zararsız geliyor. En azından insanların saçma cümlelerini duyup kendimi üzmem diye düşünüyorum. Sahi ne zor bir şey değil mi ? Dört yıl emek verip bölümünde elinden geleni yapıp en sonunda da işsiz olmak. Bence çok onur kırıcı bir durum. Ne olurdu yani erkeklerimiz polis yada askerlik yapmak yerine kendi mezun oldukları alanda çalışsalar. Ya da kızlarımız iş bulamayıp artık evlensem daha iyi olur demeseler. Gerçekten oturup konuşulacak ve tartışılacak çok şey var bunun üzerine fakat ben girmek istemiyorum. Tek gerçek şu ki artık üniversite okuyanlar okumayanlardan daha da işsiz. Elbette bunu okumuşlar egolarından dolayı iş beğenmiyorlara bağlayanlar var ama neden verdiğim dört yıllık emeğin üstüne gidip asgari ücretle birilerinin kölesi olayım ki ?
    Sevgilerle...