Öne Çıkan Yayın

Kitap Yorumum : Gösteri Peygamberi

24 Aralık 2018 Pazartesi

Doğu'da Bir Güzellik : ERZURUM

 Herkese merhabalaaar. Uzun zamandır kaçak kız olarak kendimi hatırlatayım dedim. En son Bingöl'de olduğumu belirtmiştim sanırım. Bingöl maceramızın sonu gelmeden bu güzel gezime bir de son dakikada Erzurum'u ekleyelim dedik ve bu akşam size Erzurum'da ki o güzel anlarımızı anlatmak istiyorum. 
  Bingöl'de evde otururken birden dedik ki "hadi şehir dışına kaçalım" güzel fikir geldi. Düşündük nerelere gidebiliriz ve güzel olur diye Elazığ ve Erzurum olarak iki seçenek vardı bizde Erzurum'u seçtik. Başladık orada nerede kalırız diye düşünmeye ve Facebook'ta aktif olduğum gruplardan birinde gönderi açtık oraya geleceğimizi ve iki gün kalacağımızı belirttik. Başladık bize gelen referansları ve önerileri okumaya en sonunda bir kadın arkadaşımız evinin müsait olduğunu bizi ağırlayabileceğini belirtti. Kalma işini hallettikten sonra sıra oraya nasıl gideriz sorununa yine internetten oraya kendi aracıyla uygun fiyata giden arkadaşlara bakmaya. Son zamanlarda meşhur olan blabla car isimli sitede yolu oradan geçen bir arkadaş bir ilan açmış. Hemen yazıştık ve öğlen 12 gibi bizi Bingöl'den alabileceğini ve Erzurum'a bırakabileceğini belirtti. Uygun fiyata anlaştıktan sonra erkenden Bingöl merkeze inip arkadaşı beklemeye başladık ve dediği gibide saat 12'de bizi almaya geldi. Yola çıktık tanışma faslı derken çok sıcak sohbetli ve hemen hemen ben yaşlarda bir arkadaşla Erzurum yolunu yarıladık. Yollar o kadar karlı ve soğuktu ki arabanın içinde bile zor ısındık desem yeridir. Yaklaşık 3-4 saat gibi bir süreçte bizi Erzurum'a ulaştırdı kendisi. Bir alışveriş merkezinin önünde indirdi bilenler vardır aranızda belki Forum Erzurum'du adı. Küçücük bir alışveriş merkezi olan binada tesadüf olarak erkek arkadaşımın askerlik arkadaşına rastladık. Dünya gerçekten çok küçükmüş. Onunla oturup ettikten sonra kısa bir tur attık binada ve bizi evine açacak olan kadın arkadaşla iletişime geçtik şansımıza onun evi de yakınlardaymış. Buluşup eve geçtik ve en büyük şok o da nişanlısıyla beraber kalıyormuş. Bizde çift olarak geleceğimizi belirtince bizi ağırlamak istemiş sağolsun. Güzelce tanıştık ettik kendisi bir özel okulda sözleşmeli yabancı dil öğretmeniymiş ve nişanlısı da bir kreşte yabancı dil öğretmenliği yapıyormuş. Yaklaşık 6 yıldır beraberlermiş ve 8 yıldırda Erzurum'da yaşıyorlarmış. O kadar sıcak ve samimilerdi ki size anlatamam. En güzeli de erkek arkadaşımla yaşları aynıydı bu yüzden anlaşmaları daha kolay oldu ben tabi baya küçüktüm onların arasında hehe. İlk gün oraya ulaşma ve tanışma faslı ile son buldu. Ertesi sabah erken saatte kalkıp bugün nereye gitsek diye soruşturmaya başladık bizi ağırlayan arkadaşlara. Kadın arkadaş bize rehberlik etme teklifi sundu nişanlısı kayak yapmaya gittiği için o da evde tek kalmasın bizde madem yabancıyız o zaman seve seve olur dedik. Zaten o sıcacık yaklaşımları hayır deme gibi bir ihtimal bırakmıyordu bize. Kendisi bizi yakınlardaki bir müzeye getirdi burası çok eskilerde medrese olarak kullanılıyor. Günümüzde ise Erzurum'da yaşayan Selçuklulara ve biraz da Osmanlılara ait ev yaşamı, medrese derslerinin verildiği yerler, kadınların günlük yaşamda giydiği kıyafetler, erkeklerin giydiği kıyafetler, savaşta kullanılan aletler yer alıyordu. Bir sürü küçük odalardan oluşan bu müzede odalara girmek için eğilmeniz gerekiyor bunun sebebi ise medreselerde hocalara olan saygıdan dolayı sınıfa eğilerek girmeniz gerekiyormuş ve çıkarken de yüzünüz oda içine bakacak şekilde eğilerek geri geri çıkmanız gerekiyormuş. Buradan çıktıktan sonra kendi başımıza gezsek asla göremeyeceğimiz bir yer olan Erzurum Evleri'ne gittik. Burayı o kadar çok sevdim ki Erzurum Evleri tam teşkilat Erzurum'da eskiden gireceğiniz bir evi anlatacak şekilde dizayn edilmişti. Gerek şark köşesi ile gerek yer tepsisi ve gerek yerde oturduğunuz minderlere kadar. Burada tek kural eve ayakkabı ile girmeniz yasak ya galoş giyeceksiniz ya da terlik bölümünden terlik alıp ayakkabılarınızı çıkartacaksınız. Bir evin odaları gibi bölüm bölüm bir çok yeri vardı. Bir merdiven altındaki odaya geçtik oturduk. Erzurum'da su böreği meşhurmuş ve ben çok sevdiğim için hemen su böreği söyledik. Ortaya bir yaprak sarma tabiki. Su böreği o kadar mükemmeldi ki size anlatamam hayatımda yediğim en lezzetliler arasında ilk sırada yer alır. Yaprak sarmasını biz sıradan bir sarma olarak beklerken ortaya bol etli bir sarma geldi. Büyüklükleri iki parmak kalınlığında olan bu sarmaları lavaşsız yediğinizde hiçte hoş bir tat olmuyor açıkçası. Eh Erzurum denilince akla gelen ilk şeylerden biride kıtlama çay bize de çayı nasıl istersiniz diye sorduklarında biraz garip gelmişti ama burada çaylar demlikle ve ufak bir ocakla geliyor. Bu şekilde hiç soğumadan sürekli çay içebiliyorsunuz. En dikkat çekici şey ise çay bardaklarının küçük fondip bardaklardan olması. Normalde ben büyük bardakla içtiğim için biraz zor olsada hemen alıştım fondip bardaklarla içmeye ama böyle olunca ne kadar çay içtiğimi hesaplayamadım haliyle. Birde Erzurum'da üç liralık döner yemeye otursanız bile peşinden mutlaka ikram olarak çay gelirmiş bu yönünü çok sevdim doğrusu. Çayın doğuda neden çok sevildiğini bir kez daha anladım çünkü çay muhabbet gerektirir ve muhabbetler kalabalıkla olur. Erzurum Evleri'nden çıktığımızda hava kararmak üzereydi yine yakınlarda olan Erzurum Kalesi'ne gittik ama kaleye girmek yasakmış. Bizde biraz bakınıp hemen karşısında restorasyonu yeni bitmiş bir tarihi esere gittik. Bu tarihi eserin adını şuan unuttum ama hikayesi çok güzeldi. Usta ve çırak bu tarihi eserin minarelerini yapmaya başlamışlar. Çırak o kadar güzel bir iş çıkartıyormuş ki her gelen onun eserini daha çok beğeniyormuş. Günlerden bir gün çalışırken çırak ustadan bir bardak su istemiş. Bunun üzerine usta "çırağım benden nasıl su ister" diye sinirlenip kendini kendi yaptığı minareden aşağı atar. İncelediğimizde ustanın işinin yarım kaldığını ve çırağın yaptığı minarenin de gerçekten çok güzel olduğunu görebiliyoruz. Buradan çıktıktan sonra cağ kebabı yemeye gitmek için yola koyulduk bu arada kadın arkadaşımızın nişanlısı da bize katıldı. Erzurum'a gelip cağ kebabı yemeden dönülmezdi tabiki. Oranın en meşhur yerlerinden birine oturduk. Burada bir eleştiri yapacağım kendi insanımız hakkında. Gittiğimiz en lüks mekanlarda ben her zaman tuvalet ve lavaboların temiz olmasına dikkat ederim. Fakat insanlarda düşünce şu sanırım "biz buraya çok para ödüyoruz istediğimiz gibi kirli bırakıp çıkarız temizlesinler işleri ne" bu durum bence çok üzücü. Burada ellerimi yıkamak için girdiğim lavaboda ellerim daha temiz dedim giresim gelmedi hemen geri çıktım. Arkadaşım orayı temizleyenler de insan ve burası bir "kadın lavabosı" bir kadın olarak neden biraz temiz olmaya özen göstermiyoruz anlamıyorum ki. Lüks mekan olması senin orayı pis bırakıp çıkmanı gerektirmiyor neyse bunun içinde bir yazı kaleme alacağım. Cağ kebabı yediğiniz yerlerde mantık şudur siz dur diyene kadar sürekli size şiş getirirler ben kuzu etinden nefret eden biri olarak cağ kebabını çok sevdim ama ağzıma gelen o yağlardan hiç hoşlanmıyorum yerken o yağı hissetmemeyi tercih ederim. Yaklaşık iki buçuk şiş yiyip tıkandım ama sağolsun erkek arkadaşım 7-8 şiş yedi. Kendisi yemek yemeyi çok sevip zayıf olan insanlardan malesef... Buradan kalktıktan sonra eve geçtik ve bizim son gecemizdi malesef. Erzurum'da gezmediğimiz çok yer vardı elbette ama biz burayı çok sevdik gerçekten yaşanılabilir yerlerden birisi. İnsanı o kadar samimi ve sıcak ki kendinizi yabancı hissetmiyorsunuz hiç. Sabah yine erkenden kalkıp yollara koyulduk birimiz doğuya birimiz batıya gidecekti... Keşke hiçbir yolculuk sonunda ayrılık olmasa....
  Erzurum maceramız bu şekilde harika dostluklar edinerek bitti eğer yolunuz düşerse mutlaka 4-5 gününüzü ayırıp Palandöken'e de gidin ve ekipmanlarınız lütfen sağlam olsun. Şayet Erzurum'da yılın 8 ayı soğukmuş hava ve yaz diye bir şey yokmuş. Kalın montunuz, su geçirmeyen botlarınız olması çok önemli bence. Erzurum'a bir daha yolumuzun düşmesi dileğiyle...

Burası o bahsettiğim usta çırak konulu yer.


Sevdiceğimle de bir fotoğraf koyayım :)

Burası da o sıcacık yer olan Erzurum Evleri. "Lütfen galoşlarınızı giyiniz."

14 Aralık 2018 Cuma

Film Yorumum : Kafalar Karışık

  Herkese merhaba haftada bir yazı yazabilen bir kadın olarak hepinize öncelikle kucak dolusu sevgiler. Aslında bugün yazı yazmak içimden hiç gelmesede aklımdakileri yazmam gerektiğini düşünüyorum yoksa patlayacağım. Öncelikle Ankara’da meydana gelen kazadan dolayı başımız sağolsun. Gerçekten şaşkınım ve üzgünüm içinde onlarca insanı ailesine, hayallerine, umutlarına taşıyan bir tren nasıl bu şekilde bir kaza yapabiliyor anlamıyorum. En kötüsüde yapılan ihmalkarlık yüzünden kimse kalkıp ben hata yaptım bu işi bırakıyorum demek yerine insanları yargılamaları. Ülkemizde harika bir koltuk sevdası var ve çok uzun değil birkaç güne bu olayın üstüde kapatılacaktır. Çorlu tren kazasını unutturdukları gibi buda unutturulacaktır. Aslında çok şaşırıyorum ben bu kazalara çünkü tren en güvenilir yolculuklardan biridir ama bu yurt dışında böyle bizim ülkemizde güvenli yolculuk yapmak gerçekten çok zor. En garip olan ise Osmanlı döneminden kalma tren yolları üstünde kazalar meydana gelmezken son yapılan (02-18 yılları arasında) tren yollarında kazalar gerçekleşiyor. Sabah haberlerde bir çalışan röportajında “siyasi baskılar yüzünden erkenden işleve sokmasaydık bu kaza olmazdı” tarzında bir yorum yaptı gerçekten çok haklıydı ama bize tabiki bunları eleştirmek düşmüyor sadece üzülebiliyoruz... 
Kafalar Karışık... Gelelim film yorumuma Cuma günü erkenden merkeze gidip tüm gün gelmesini beklediğim ve Bingöl’de ancak Cumartesi günü vizyona giren film. Sabah erkenden biletimizi aldık ve film başladığında 7-8 kişi iken film bitişinde sadece 4 kişi kaldık seyirciler izlemenin anlamsız olduğuna karar verip çıktılar sanırım. Bende aslında filmin çoğu sahnesini youtuber arkadaşların sosyal medya hikayelerinden görmüştüm ama yinede tamamını bir bütün olarak izlemek istedim. Film kadrosunun çoğu yerinde youtuberlara yer verilmiş olmasından hiç hoşlanmadım. Kadroda Erkan Can, Metin Akpınar, Güven Kıraç, Zuhal Yalçın ve Perihan Savaş, Ruhi Sarı gibi önemli isimler olması youtuberların varlığını çok öne çıkartmamış bu iyi tarafıydı . Filmde Metin Akpınar’ın olması benim için çok özeldi çünkü ufak esprileriyle filme gerçekten güzellik katmıştı ve bu özel olması Metin Akpınar gibi önemli karakterleri artık ekranda yada filmlerde çok az gördüğümüzden olsa gerek. Filmin genel konusu en azından Hayal Mi Gerçek Mi filmindeki gibi boş olmaması iyi tarafıydı. Eğer gerçekten önerir misin diye sorarsanız daha iyi filmlere para verebilirsiniz diyebilirim. Film yorumlarında da okuduğum ve hak verdiğim gibi küfürsüz komedi filmi yapmayı başardıkları için arkadaşları gerçekten tebrik ediyorum. Fakat sinema gibi özel bir sanat dalına yıllarca emek vermiş insanlar varken youtuberlar lütfen el atmasınlar. Belki bu filmde çok göze batan nokta yoktu ama kendilerini sonra fazla yüksek görüp bu sanat dalını küçülteceklerini düşünüyorum...
 Sevgilerimle, sağlıcakla kalınız.


6 Aralık 2018 Perşembe

31’e 24 Kala

 Herkese merhabalaaar bu güzel başlığın benim için çok önemli bir güne tekabül ettiğini belirtmek isterim. Bu tarih tam olarak benim doğum günüme geliyor yani 1 Ocak :). Hatırladığım kadarıyla annemin akşam yeni yıl kutlayıp sabah doğuma gittim dediği gün. Küçük yaşlarda hiç doğum günü kutlamayan ben liseden sonra ancak bir iki kere kutlamıştım doğum günümü. En çok içimde ukte kalan sanırım bana toplu bir sürpriz doğum günü kutlaması yapılmamasıdır. Çoğu kişide görüyorum  tüm sevdikleri bir araya toplanıp bir anda ortaya çıkıyorlar falan bence çok hoş belki bir gün benimde olur. Genelde ben kendim kutluyorum doğum günümü bu yüzdende içim hep buruk oluyor zaten üniversiteye geldim geleli sadece bir kere arkadaşlarım kutladı onun dışında hep kendim kutlamışımdır. Şikayetçi daha doğrusu beni üzen diğer bir konu ise annem dışında kimsenin hediye almamasıdır. Sağolsun bir de geçen yıl erkek arkadaşım güzel bir hediye göndermişti çok garip değil mi insanın doğum gününde hiç hediye almaması insanlar youtubeda bana hediye gönderin diyerek milyonlarca hediye alıyor yakında bende yazacağım “bana hediye gönderin” diye :D. Şu da var ki bana kimse hediye almasada ben her yıl kendime hediye alırım ama bu yıl ne alsam kararsız kaldım aklımda hiçbir şey yok çünkü.
   Kısaca durum böyle bu ana dönersek hala Bingöl’deyim. Birkaç gündür Adaklı’daydık  ve orası aşırı sıkıcı geldi bana çünkü hiçbir şey yok. Dışarı çıktığınızda size genelde garip bakan gözlere maruz kalıyorsunuz zaten halkı erkeklerden oluşuyor gibi geldi bana hiç yerli kadın görmedim. Meydanda erkekler dolu bu yüzden dışarı çıkası gelmşyor insanın zaten genelde de erkek arkadaşım çıkıyor işleri halletmeye. Burada tek avantajım yemek yapmak için imkanım var ve birçok yapmadığım yemeği deniyorum. Hatta inanamazsınız ama sobada kek yaptım ve harika oldu. Diğer avantajım ise bolca amigurumi örme imkanım olması. Ördüklerimi aşağıya bırakıyorum bakabilirsiniz. (İzDe için çalışmalar tam gaz devam ediyor anlayacağınız) Bugün sabah merkeze indik biraz hava değişikliği olması ve ihtşyaçlarımızı almak için. Tabi birde merakla beklediğim bir film bugün vizyona girecek. Film sonrası size mutlaka yazacağım gidip gitmemeniz hakkında kısa bilgi edinebilirsiniz. Şuanki anlık halimizide aşağı bırakıyorum hepinize sevgilerle...

Sabah huzuru kesinlikle erkek arkadaşımla beraber kahve içmekten geçiyor :)

Küçük ördeğim :)

Kocagözlü Davşanım :)

1 Aralık 2018 Cumartesi

Kayıp Kadının Günlüğü

 Hepinize merhaba yine uzun zamandır kayıptım dikkat ettiniz mi ? Merak etmeyin sınavların altında ezilmeden hayata döndüm. Sınavlarım bitti hayallerimizin peşinde koşmak için adımlar atmaya başladım ardından upuzun bir tatile çıktım ve Bingöl’e geldim.
   Sınav haftam çok yoğun ve yorucu geçti malesef. Yine de o kadar yoğunluğa rağmen ben çok az çalıştım her zamanki gibi şansıma güvendim. Şuan açıklanan 4 sınavdan 3’ünün güzel sonuçlarına göre güzel geçtiğini söyleyebilirim. Tabi açıklanmayan 5 sınav olduğunu belirtmezsem :)
 Sınav haftası bittikten sonra bizim okulumuzun gelenekselleştirdiği bir haftalık tatile gitmeden yurtta yattım ve tatilimi sonraya sakladım. O boşlukta İzde’nin atölyesi için hayal ettiğim ürünlerden birini yapmak için işe koyuldum ve bitirdim. Çok tatlış bir ayıcık yastık ördüm fotoğrafını çekmeyi unuttum çekseydim buraya atardım ama bir dahaki paylaşımda artık :) Birde o ayıcık yastığa ek olarak kocaman bir halı yapmaya başladım onuda bitirdiğimde sizinle paylaşırım. 
 Yurtta otururken aldığım güzel mektubuda ufaktan anlatmam gerekiyor bence. Kitap çekilişinde mektup ve kitap yolladığım Sakura’cığım bana mektup yollamış. Tabi benim haberim yoktu tatile çıkmadan son anda haber etti bana mektup yolladığını ve alıp almadığımı merak ettiğini söyleyerek. Bende hemen koşamkoşa mektubumu sormaya gittim ki çok güzel zarflı bir mektup gelmiş adıma. Gerçekten beni çok mutlu etti bende ona kısa zamanda dönüş yapacağım inşallah ve kendisi mektup arkadaşlığı olan bir sitede farklı ülkelerdeki insanlarla mektuplaşıyor bu konuda kendini baya geliştirmiş bende bu mektup arkadaşlığı sitesine evime döndüğümde kayıt olup başlayacağım bence farklı ülkelerden birileriyle tanışıp mektuplaşmak çok özel olmalı.
 Herkes tatile gitti ben gitmedim demiştim ya işte dün o tatile başladım ben. Kalkıp Karabük’ten Bingöl’e sevdiceğimin yanına geldim. Yolculuk çok yorucuydu çünkü sabahın 5’inde otobüsüm ve 11:50’de Esenboğa’dan uçağım vardı. Resmen uyku aşığı olan ben uykusuzlukla sınandım yorucu bir yolculuk sonunda kendimi yatağa attıktan 5 dakika sonra sızmışım zaten. Yaklaşık 2 gün merkezde takıldıktan sonra yukarı ilçeye çıkacağız. Eğer bir aksilik olmazsa 2 hafta kadarda burada olacağım ve güzel planlarım var. Ek olarak burada geldiğimden beri hava çok yağışlı ve soğuk. Dün gece özellikle o kadar çok gök gürledi ki korkudan defalarca uykudan uyandım tabi yer yadırgamamda cabasıydı. Şuanda size çok tatlı bir kitapçının kafesinden huzur veren bir manzarada kahvem eşliğinde yazıyorum bu yazıyı ve aşağıya o manzarayı bırakacağım. Peki bende durumlar böyleyken siz neler yaptınız ? Yoğun ve yorucu mu geçiyor sizinde hayatınız yoksa rutin ve sakin mi ? Cevaplarınızı özenle okuyup cevaplayacağım :)
 Sevgilerimle..


16 Kasım 2018 Cuma

Kitap Yorumum : Hayalini Arayan Kadın

 Kitaplar iyi ki varlar. . .
   Her sınav haftasının getirdiği stres ve sıkıntı beni genelde daha çok kitaplara iter. İnsanlar sınav haftalarında hunharca ders çalışırken ben oldukça uzaklaşırım ve kitap okurum sadece. Genelde kitap okuyarak geçmesine rağmen sınavlarım yinede iyi geçiyor. Bu sınav haftasında da okuduğum iki kitaptan birini Hayalini Arayan Kadın'ı sizlerle paylaşmak istedim. Beni çok etkileyen bu kitap gerçekten sürükleyici bir türdü. Mirza Tazegül'ün kaleminden ilk defa bir kitap okudum. Kitabı çok beğenmeme rağmen eleştirmeden geçemeyeceğim birkaç nokta var. İlki yazarın olay örgüsünü kitap arkasında genel olarak paylaşması ve okuyucunun sayfaları çevirirken olaya hakim olmasını sağlamış ben bunu sevmem aslında. Bana göre yazar konu hakkında çokta bilgi vermemeli kitap arkasında o zaman kitap okumak daha heyecanlı ve anlamlı oluyor. İkinci konu yine sayfalarda olayın geleceği hakkında bilgi vermesi oluyor. Bir olay gerçekleşmeden yaklaşık 10-15 sayfa öncesinden adamın öleceğini ya da başına bir iş geleceğini bilmek kitap okuma şevkini kırabiliyor. Üçüncü konu ise kitabı çok hızlı bir şekilde sona ulaştırmak oldu. Kitabı daha detaylı ve olay örgüsünü biraz daha karmaşıklaştırıp devam ettirebilirdi yazarımız ama bunu seçmemiş çok basit bir olay örgüsü ve sonunu tahmin etmek kolay olan bir kitap kaleme almış. Sanırım ben biraz daha karmaşık ve sonunu tahmin etmeyeceğim kitapların beni şaşırtıp hayrette bırakarak bitmesini seviyorum. 
    Kitap içeriğine gelirsek güzeller güzeli Zeynep küçük yaşta uğradığı bir talihsizlik yüzünden Ege'nin küçük kasabasından annesini bırakarak sevdiği adam ile İstanbul'a gelir. İstanbul'un o tehlikeli ve yoğun akışında başına gelecekleri bilmeden kafasını otobüsün camına koyarak neler hayal etmez ki... İstanbul bu hiç hayal ettiğin gibi olur mu ? İstanbul ondan önce oğlunu alacak sonra 12 yılını alacak. Zorlu sınavlarını verdikten sonra başlar oğlunu aramaya fakat İstanbul içini bilmediği bir kazan ufacık oğlunu bulmakta o kadar kolay olmayacaktır. Zeynep kesişen hayatlar, ayrılan yollar ve zorlu seçimler arasında kalacaktır çoğu zaman. 
  Hayalini Arayan Kadın bir arayışın ve mücadelenin romanı... Bir kadının önce kötülükle, sonra kendisiyle savaşımı... Koyu karanlıktan çıkıp dünyaya uyanışı...
  Kitap okumak artık hayatınızın merkezi halindeyse ve biraz farklılık olsun isterseniz okumanızı önerebileceğim çerez tadında bu kitap ile mümkünse boş bir zamanınızda tanışın. Şayet kitap ilk 150 sayfasında kendini bıraktırmıyor. Zaten 150 sayfadan sonrada olay örgüsünü çözdüğünüzden dolayı okumasanız da oluyor bana göre.
  "Hayatta problemler hep pusudadır. Bu problemler zayıf düştüğümüzde domino taşı gibi ardı ardına üzerimize çöker. Fakat sevinçler ve mutluluklar öyle değildir, onları biz emekle kazanır, adeta sürükleyerek sıraya dizeriz."
    Sevgilerimle...




6 Kasım 2018 Salı

ŞİDDETE DUR DE !

 Son zamanlarda duymaktan yorulup her duyduğumuzda bir kere daha yıkıldığımız kadın şiddeti ve cinayetleri hakkında bugün bir yazı kaleme almak istedim. Günde matematiksel olarak hesaplamamış olsamda yaklaşık 100 kadın şiddet görüyor ya da gördüğü şiddet sonucu ölüyor. Toplum olarak böyle olayları izlemekle yetiniyoruz malesef. Buna güvenlik güçlerimizde dahil "karı koca arasındaki ilişkiye giremeyiz" bakış açısı diyoruz genel olarak. Peki soruyorum size o ilişkiye sen müdahale etmezsen ben müdahale etmezsem kim kurtaracak bu şiddet gören kadınları yada kim engelleyecek öldürülen kadınların ölümünü ?  Toplum olarak aslında hiçte duyarsız değiliz bazı konularda çok iyi ahlak bekçisiyiz ama konu kadına şiddet olunca elimiz arkamızda izliyoruz. Sokak ortasında dövülen bir kadına genel olarak kimse karışmaz konuya dahil olup başına bela almak istemezler. Madem buna karışmıyorsunuz o zaman sokak ortasında öpüşen insanlara neden gidip laf yapıyorsunuz bunada ayrı bir sinir oluyorum tabii...
   Kadına şiddet karşısında oluşan düşünceleri yakın zamanda şiddet gören ünlü şarkıcımız sayesinde daha net görebildim. Birçok kadın şiddet gören sanatçıyı desteklemek yerine şiddet gösteren ünlüye "hakettiğini vermiş helal olsun" tarzında destek mesajları yazmış. Kadın olarak içimizde bile şiddet göstermenin normal olduğunu hatta bunu ispatlamak için Kur'an'ı Kerim'den ayetler falan paylaşanlar oldu. Acaba aynısını kendileri yaşasa "kocamdır/sevgilimdir döverde severde" diyebilecekler mi ? Kendi açımdan düşündüğümde birinin bana şiddet uygulaması gerçekten çok incitici bir durum. Gördüğüm şiddet karşısında belki bağıramam yada şikayet edemem bilmiyorum o an nasıl olduğunu ama o kişiyi anında hayatımdan çıkartırım. Fiziksel olarak görülen bir şiddet zaten orada bitmiyor bunun yaşattığı birde psikolojik etkisi var. Tamam morluklar, kırıklar, izler hepsi geçer peki ya içimizde yaşadığımız o acı ? Onu nasıl geçirebiliriz ki bir daha kendimizi toplamak çok kolay olmasa gerek. 
   Şiddet sadece fiziksel değil bunu anlatmama sanırım gerek yok. Psikolojik şiddet bile büyük bir enkaza neden olabiliyor. Her ne kadar karşı cinsin "onu giyme", "o makyajı yapma", "bu saatte dışarı çıkamazsın" gibi cümleleri beni sahipleniyor çok güzel diye düşündürtsede bunun detayında karşımızdakinin bize uyguladığı baskıyı görmek mümkün. Şuan lise çağında olan birçok genç kız erkek arkadaşlarının kurduğu bu cümleleri sevgi sözcüğü gibi görüyor ve onlara boyun eğiyorlar. Çevrenizde erkek arkadaşı olan genç bir lise kız varsa eğer bir dikkat edin genel olarak her cümlede "ayyy X şimdi izin vermez kanka başka zaman görüşürüz" yada onunla alışverişe gittiğinizde "çok güzel bir etek ama X etek giydirtmez" dediğini belki duymuşsunuzdur. Daha hayata gözlerini açan bu kızlarımız o ergen triplerinde olan erkek arkadaşları yüzünden küçük yaşlarda psikolojik şiddete maruz kalıyorlar. 
   Tacizinde ülkemizde çok büyük bir psikolojik travma olduğu bir gerçek. Bence psikolojik bir şiddet ve bunun hakkında geçenlerde minibüste yaşanan bir olayı anlatmak istiyorum. Geçen haftalarda arkadaşlarımla buluşmak üzere sözleştik. Onlar bir ürün bakmak için bir yere gidip oradan sözleştiğimiz kafeye geleceklerdi. Kafeye gelmek üzere minibüse binmişler. Biraz zaman geçtikten sonra "tesettürlü"(bunu belirtmek istedim toplumumuzda dekolte giydiyse doğaldır yazacak veya diyecek olan birçok insan görünümlü acımasız var)  bir kadın arkadaşımız arkasında oturan erkeğe bağırmaya başlamış. Tabii kızlar anlamamış ne olduğunu. Kız ama baya bağrıyormuş ve en son bağırırken öğreniyorlar ki arkada oturan erkek cam tarafından elini uzatarak öndeki kızın göğüsüne dokunarak taciz ediyor. Kız arkadaşımız minibüste o kadar bağırıyor ve minibüsteki kimse kalkıp o erkeğe bir şey demiyor. Kız arkadaşlarımda olayın etkisiyle şok olup bir şey diyemediklerini belirttiler. Peki minibüs şoförünün dediği cümleyi duymak ister misiniz ? "Herkes edebiyle gitsin gitmeyecekse insin" demiş sadece. Düşünsenize bu olay yerine o erkek ve kız öpüşüyor olsa minibüste herkes cık cık yapardı ama kız taciz edildiğinde kimse ağzını bile açmamış. 
    Diğer bir şiddetle alakası olmayan ama büyük bir psikolojik şiddet olan olay ise ,geçenlerde  izlediniz mi bilmiyorum ama, küçük yaşlarda kız çocuğuna yapılan tacizdi. Eğer sosyal medya üzerinden yayılmasa, gündeme düşmese tacizcinin ceza almayacağı  görüntüleri hatırlıyor musunuz ? Ben hatırlamak bile istemiyorum çünkü izlerken kanım dondu. Kendime yapılmış gibi korktum ve o bebeğin psikolojisini düşünemiyorum dahi. Bu konu hakkında edilecek çok küfür var ama sadece unutulmaması için hatırlatmak istedim bu taciz olayını da.
  Gerçekten kadına verilen değerin gün geçtikçe azaldığı bu dönemde etrafımızda gördüğümüz şiddetlere lütfen müdahale edelim. Belki başımız belaya girmesin diye geçiştirebilirsiniz ama bir gün ya sizinde başınıza gelirse ? Konu hakkında anlatacak çok iğrenç örneklere şahit oldum ama burada yazımı noktalayarak daha çok üzücü bir yazı haline gelmesini istemiyorum. 
 Hepinize sevgilerimle, sevgiyle kalın... 

3 Kasım 2018 Cumartesi

Virginia Boecker – Kral Katili Kitabı Yorumu

 Merhaba, ilk defa kendi bloğumdan başka bir yerde yayınlanacak bir yazım, bu heyecanlı bir durum benim için Gözde’ye böyle bir etkinliğe ev sahipliği yaptığından dolayı teşekkür ederim. Ben de bloğumda böyle bir uygulama yapabilirim ilerleyen günlerde, bloggerların kaynaşması ve birbirini keşfetmesi bakımından faydalı bana göre. Yaklaşık 1 aydır Kanada’dayım ve burayı anlatan bir yazı yazmayı planlıyordum ama bunu kendi bloğumda daha önce yaptığım için buraya gelirken yanımda getirdiğim bir kitabı bitirdikten sonra yorumunu paylaşmaya karar verdim.
  Bir seri kitabı olan Cadı Avcısı’nın 2.si olan Kral Katili’ni üçüncü sırada okudum ben, yani seriyi 1,3,2 sıralamasında bitirdim. Zaten serileri baştan başlayıp hepsini ardarda bitirmek gibi bir alışkanlığım yok. Aradan serinin çarpıcı bir kitabını okumuşluğum, ya da bir seriye başlayıp araya birçok kitaplar girdikten sonra devam etmişliğim var. Bu da öyle oldu, ilk kitabı okuyalı (şimdi bloguma baktım) 2 yıl olmuş, üçüncü kitabı geçen sene, bu kitabı da bildiğiniz gibi yeni bitirdim.
Elizabeth geçmişte bir cadı avcısıdır ve kralın hizmetkarı olarak çalışmaktadır, ilk kitabın ortalarında saf değiştirir.
  “Blackwell’in saflarında en tepeye yükselişim, Caleb’tan sonra onun en iyi cadı avcısı oluşum aklıma geldi. Ama bunun sebebi benim istekli olmam, bu uğurda mücadele etmemdi. Benim sayemdeydi.”
İlk kitapta bir şifacı olan John’la aralarında duygusal bir bağ oluşuyor ve bu durum bu kitapta da devam ediyor.
  “Bana o kadar dik dik bakıyordu ki bir an ne söyleyeceğimi unuttum.”
  Krallıkta kazandığı değerli bir mührü John’un hayatını kurtarmak için O’na geçiriyor. Bu, O’na bir takım güçler kazandırsa da, lanetli bir tarafı da bulunuyor. Hatta birbirlerinden uzaklaşmalarına ayrıca John’un bir şifacıya özgü merhametli karakterini kaybetmesine sebep oluyor. Ayrıca Elizabeth bu mühür yüzünden John’u korumak zorunda kalıyor, bu yüzden yaptığı hareketler yanlış anlaşıldığı için John da dahil birçok kişinin nefretini kazanıyor.
  Ve bir süre sonra da krala karşı sıcak savaş başlıyor…
  İyi vakit geçirmek için kitap çok güzel, ancak ilk kitabın bir solukta okunup biten akıcılığı yok. Devamlı bir hareket iyi bir kitapta aradığınız bir özellikse, kesinlikle tatmin edici. Elizabeth’in yorulmak bilmeyen, azimli karakteri ilham verici, John’la olan aşkı ile ilgili bölümler de dozajında.
Biraz genç yetişkin romanı okuyayım hareketleneyim, tazeleneyim diyorsanız ve daha önce okumadıysanız tavsiye ederim bu seriyi  iyi okumalar…


 Bu güzel kitap yorumunu bizlerle paylaştığı için sevgiliYazı Modern'e teşekkür etmeyi borç bilirim. Sizde eğer blogumda misafir yazar olmak istiyorsanız önceki duyurumdan nasıl başvuru yapacağınızı öğrenebilirsiniz. 
Sevgilerimle...

1 Kasım 2018 Perşembe

Hayalden Gerçeğe

  Herkese merhabalar yoğun tempolu bir haftaya günler kala sizlerle hayalini kurduğum iş hakkında yaptığım ufak adımları paylaşmaktan memnuniyet duyarım. Evet birkaç gün önce sizlerle Hayal Dükkanım'ı paylaşmıştım. Bu hafta bu hayal dükkanı için ufak adımlar atarak içeriğini biraz daha geliştirdik. Neler yapabileceğimizi, nasıl bir yol izlememiz gerektiğini, hedef kitleye nasıl ulaşabileceğimizi falan. 
   Uzun araştırmalarım sonucu sosyal medyada bir kitleye ulaşmak çok uzun süreç gerektiriyormuş. Bunun için epey bir aktif olmak gerekliymiş. En önemlisi kişilere hitap eden fotoğraflarımızın düzenli ve güzel çekimleri olmaları. Bu konuda şanslıyız çünkü hayat arkadaşım ve iş ortağım zaten fotoğrafçı. Diğer bir nokta profil ismi ve profil içeriğinin uyumlu olması ve profilde yazan bilgilerin net ve açık olması. Yeni yılda açacağız ama biz şimdiden Hayal Dükkanımızın adını bulduk tabi biraz bir şeyler katmamız gerek biraz havada kaldı gibi geldi.
 İlk hedefimiz bir ay içerisinde 1 ürün satabilmek ve her ay bu sayıyı katlayarak sürdürebilmek. Eğer katlayarak devam edebilirsek atölye açmamız mümkün hale gelecek. Şuan erkek arkadaşım atölye olarak evinin bir odasını kullanacak bende kendime özel küçük bir alan oluşturacağım evimde. Lütfen dualarınızı eksik etmeyin bizden şuan en çok ona ihtiyacımız var. 
  Eh o kadar konuştum son olarak adımızı da yayınlayayım. Adımız İzDe olacak ama sonuna belki izdeninhayaldünyası yada izdenindünyası gibi bir ekleme yapacağız bu konuda karar veremedik. Sizlerin aklına gelen bir eklenti olursa bizlerle paylaşmanızı isterim.
 Sevgilerimlee.. 


31 Ekim 2018 Çarşamba

Kitap Yorumum : Antika Titanik

 İnanamıyorum şuaan bu kitap nasıl bittiiii ?? Gerçekten en son beynim yanmak üzereydi karmaşadan nasılda son sayfaya geldim anlamadım doğrusu. 
    Sizlere okuduğum en karmaşık kitapla nasıl tanıştığımızı anlatarak bitirdiğim son kitabı paylaşacağım. Evet Antika Titanik'i Taksim'den dönerken metroda bir kızın elinde gördüm ve tatammmm aşık oldum. İlk defa bir kitabın kapağı için o kitabı okumayı çok istedim. Anında erkek arkadaşıma dönüp "bu kitap sanırım benim olmalı ve okumalıyım" dedim. Oda sağolsun 13. ay hediyemi kendim seçmeme izin verdi bende tabi durur muyum kafama koyduğum o kitabı alacaktım.
   Jojo Moyes sonrası böyle labirent gibi bir kitap okumak inanılmaz zor geldi. Kimin eli kimin belinde olmayan bu kitap bildiğiniz fantastik tadında. Tabi kitabı internette incelediğimde polisiye kitabı olarak nitelendiriliyor. Hayatımda ilk defa bu tür kitap okuyan ben başlarda eğlenerek ortalarında sıkılarak sonlarda ise neşeli bitirdim kitabı. Kitabın içindeki çeşitli aforizmalar, zeki espriler, alıntılar benim en çok sevdiğim yerlerdi doğrusu. Yazar sadece aforizmalar ve alıntılardan ibaret bir kitap yazsaydı yinede bırakmadan okurdum çünkü çok hoşuma giden bilgiler vardı. Bazen "lan acaba ansiklopedi mi okuyorum" düşüncesi geçirdim içimden. Yazarın karakterlere verdiği isimlerde tabi beni çok güldürdü mesela; Şifa Şavk, Refik Risk, Avni Vav gibi. Yahu bu kadar komedi isimleri aynı anda nasıl bulmayı başardı acaba bu yazar :). Kitabın bölüm bölüm olması iyi tarafıydı bence. Eğer bölüm bölüm olmadan dümdüz devam etseydi Titanik'te boğulup ölecektim. Lakin kitap sonunda çok çok alakasız bir şekilde bitmesi beni garip bir boşluğa bıraktı hatta "acaba kitap basım hatası mı var sayfalar mı eksik kaldı" diye düşünmedim değil. 
   Yaptığım araştırmalar sonucu anladığım kadarıyla yazarın bu kitabı çok beğenilmek ve beğenilmemek arası bir konumda kalmış. Okurları eski kitaplarının daha enerjik ve eğlenceli olduğunu söylemişler. İlk defa okuduğum için ben bir kıyaslama yapamadım ama şunu belirteyim başka kitaplarını okur muyum bu yazarın bilmiyorum. Şu açık ve net ki uzun zaman Murat Menteş elime alıp merak ederek okumam yani. Aradan böyle birkaç yıl geçecek ki öyle. 
   Kitap konusuna gelecek olursak. Antika Titanik'te Şifa Şavk bir şarkıcıdır. Marco'nun ise inanılmaz güzellikte bir nişanlısı vardır ve kadın hamile. Marco, çapkınlık abidesi olan bu adam, nişanlısıyla yetinmeyin Şifa'ya aşık olur.  Şifa'da anlamadığı bir çekim gücü vardır. Fakat Şifa Refik Risk'ten başkasını istemez. Şifa'yı kendine bağlayabilmek için türlü yolları deneyen Marco Refik Risk'i bile öldürmüştür. Gelgelim Refik Risk aslında tamda kendisidir. Bunu anlaması uzun zaman alacaktır...






29 Ekim 2018 Pazartesi

Çekiliş Sonucu

  Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşaaa...
  29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mız  kutlu olsuuuun :) Nice bayramlarımıza inşallah. Bu millet var olduğu sürece daha çok bayram göreriz diye umut ediyorum. 
  O zaman artıık konumuza geçebiliriz. Çekiliş sonuçlarını dün yayınlayacaktım fakat akşam yazma zamanım olmadı çekilişide yapamadım. Anca şimdi yapabildim tabi ben pek internet üzerinden çekiliş olaylarını beceremediğim için  eski usul yaptım çekilişimi. Katılan herkese ve öncelikle duyuru yapan Deeptone'a teşekkürlerimi borç bilirim. Kazanamayan arkadaşlar üzülmesin gelecek ayda çekiliş olacak. Yeterki katılım yapmayı unutmayalım :) 

Evet çekiliş sonucunu fotoğraflarla açıklayacağım. Kazanan arkadaşımın en geç yarın akşama kadar bana iletişim bilgilerini g.sari1903@hotmail.com adresi üzerinden iletmesi gerekiyor ki bende bir an önce kargolayabileyim. 

Eski usul tabiki herkesi sıradan yazdım :) 

En sevdiğim kısım yazdıklarımı teker teker katladım :)

Ve kazanan Sakura :)


Kazanan Sakura oldu :) Eğer kendisi 30.10.2018 saat 23:59'a kadar benimle iletişime geçmezse yedek kazanan Özlem Ak'a gidecek kitabım :) Katılımınızdan dolayı hepinize teşekkür ederim. Umarım herkes memnun kalmıştır. Bir sonraki çekilişte görüşmek üzeree :)


YOKSA SİZ HALA BENİM HAYAL DÜKKANIM'I OKUYUP BİR YORUMDA BULUNMADINIZ MI ? GERÇEKTEN ÇOK ÜZÜLÜRÜM YORUM YAPMADIYSANIZ ÇÜNKÜ GELECEĞİMİ İNŞAA EDERKEN SİZİN YORUMLARINIZDA BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİİ. :)

28 Ekim 2018 Pazar

Hayal Dükkanım

   Herkese kapitalizmin yaşandığı en büyük dünyadan selamlar. En son yazımda size biraz derdimi dökmüştüm geleceğim ve kariyerim hakkında ne kadar umutsuz olduğumu belki hissetmişsinizdir. Evet o günden sonra oturup biraz düşündüm ve bir hayal kurdum. Size hayalimi anlatmak için yine geçtim klavye başına. Yazı bittiğinde benimle duygu ve düşüncelerinizi paylaşın lütfen.
   Hayal kurmanın bedava olduğu dünyada kendi işimi kurmak gibi bir hayal kurdum. Peki nasıl mı ? Evet erkek arkadaşımın mesleğinden ötürü ileride kurduğumuz hayatta kendi işimi sürekli olarak devam ettirmek biraz zor olacak eh şartlarıda biliyorsunuz torpildir, kamu personel seçme sınavıdır v.s. Bende bunların zorluğunu göz önünde bulundurarak üretip satma işlemi olan ticarete atılmayı düşündüm. Dahada konuyu açmam gerekirse çook önceleri aldığım ahşap kursundan edindiğim bilgiler dahilinde sosyal medya satış işi yapmak. Tabi bu çok büyük bir yetenek gerektirir diye düşünüyorsanız merak etmeyin erkek arkadaşım bu konuda benden çokça iyi. Kendisi harikulade lambalar yapabiliyor. Bunlara ek olarak aklımızda birkaç ürün daha var lamba, ahşap ürünler, takvim yaprakları, örgü ürünler gibi. Evet örgü ürünler yazdım çünkü örme yeteneğim var fakat biraz pratikle kendimi geliştirmem gerekiyor ve örgü örmek inanılmaz keyifli geliyor bana. Yapamadığımda ağladığımı saymazsak tabi :). Şuan yılbaşına kadar planlamayı oturtup yeni yıldan sonrada faaliyete geçmeyi düşünüyoruz. Eğer bu işte kendimizi gösterebilirsek ufakta bir atölye açmak istiyorum. Küçükten başlayıp büyüttüğümüzde oluşan simgeyi hayal ettikçe bu işe olan inancım artıyor. Tabi ki riskli bir iş sosyal medya üzerinden yüzlerce ulaşabileceğiniz sayfalar butikler var fakat bizim yan artımız tek bir yere odaklanmamak olacak. Ağırlığımız ahşap olsada kurslara gidip amigurumi yapıp satmayıda düşünüyorum. Düşünsenize ileride kocaman bir butik atölye açıp Türkiye hatta dünyanın bazı yerlerine ürünler sattığımızı. Seri üretim yapamayız böyle bir düşüncemiz olmadı ama ufak ufak üretimler yaparak güzel bütçeler elde edebiliriz. Olur da bir gün güzel yerlere gelirsek sizi unutmayacağım merak etmeyin :). 
     İkinci kurduğum plan ise elimizde var olan dükkanı değerlendirip bir tuhafiye açmak. Bu tuhafiyede binlerce ip, düğme, şiş v.s şeyler satmak. Tabi yine burada da bir ahşap olayı işin içinde olacak tuhafiyede boş kaldıkça ahşap ürünler üretip satışını sosyal medyadan ve dükkanda satmayı düşünüyorum. Ek olarak küçük dükkanımda ufak çaplı bir örgü kursu açıp cüzi miktarda eğitim vermek istiyorum. O kadar profesyonel bir örgü bilincim olmasada insanlara öğretebileceğime inanıyorum. Yani kurslarına gidip sertifikalar alabilirim zor değil. Galiba mezun olduktan sonra bu kurslara yönelip geçiçi işimi yaparken kalıcı işim için birşeyler inşaa etmeye başlayacağım. 
    Peki siz ne düşünüyorsunuz ? Sosyal medya üzerinde bu tarz bir satış yapan sayfamız olsa ürünlerimizden alır mısınız? Yada size hangi hayalim daha cazip geldi hepsini merak ediyorum ve yorumlarınızı heyecanla bekliyorum. Yaptığınız yorumlar ve destekler benim hayalimi gerçekleştirme yolunda bir adım daha atmak demektir. Hepinize sevgilerimle...


KİTAP ÇEKİLİŞ SONUÇLARINI BUGÜN AKŞAM 22:00'DA AÇIKLAYACAĞIM. TAKİPTE KALINIIIIZ :) 


25 Ekim 2018 Perşembe

Hayal Kurmak Güzel De Ya Sonra ?

  Yeniden merhabalar efendim nasılsınız ? Beni sorarsanız çok yorgunum çok yakında vizeler başlayacak ve tam anlamıyla odaklanıp başlayamadım. Kolay derslerimin notlarını çıkarttım ama zor derslerim beni çok korkuttuğundan elim hiç onlara gitmiyor haliyle çalışasımda gelmiyor... Bende madem çalışma isteğim yok biraz yazayım dedim. 
   En son işten istifa edip tatile çıkmıştım. Tatil dönüşü okula başlamak zorunda kaldım. Normal şartlarda bu dönem okula haftada bir kere gelip gitmeyi düşünüyordum fakat birçok hoca devamsızlık sorunu yaratınca bende tamamen dönme kararı verdim. En son eve temelli dönerken devlet yurdundan kaydımı sildirip aldığım kredi/bursu da iptal ettirmiştim. Tabi geri dönme işi olunca keşke yapmasaydım desemde nafile. Evden dönmeden kalacağım yeri az çok planlamış ve yurtla konuşmuştum. Tek kişilik odada çok yüksek bir miktara kalmayı istedim çünkü yıllardır farklı insanlarla odamı paylaşıp onlara alışmaktan çok yoruldum. Evden döndüğümün sabahına kaydımı yaptırdım ve yaklaşık bir aydır burada kalıyorum. Özel yurt olarak çok güzel vaatler vermişti telefonda fakat içine girdiğimde hepsinin boş olduğunu anladım. Allah'tan Ocak bitişi ile okulumda bitiyor umarım derslerim kalmazsa tabi... Yurtta en çok zorlandığım konu tabiki temizlik devlet yurdunda her gün temizlenen odalar varken burada haftada belki 2 kere temizlenen odaları çok zorluyor. Eh diğer sorun umumi tuvalet banyo olması. 7 kişi bir yeri kullanıyoruz ve ne zaman acil ihtiyacım olsa benden iki dakika önce biri duşa girmiş oluyor ve bu beni çook sinir ediyor. Eh girmeleri sorun değilde keşke birde temiz bıraksalar... Yurtta çektiğim diğer sorunlardan biriside yurtta çok fazla yabancı öğrenci olması... Üniversitemiz uluslararası alanda en çok tercih edilen bir okul olduğundan bu yıl gözlemlediğim kadarıyla çok fazla yabancı öğrenci almış ve haliyle yurtlarda kalıyorlar. En büyük korkum o öğrencilerden herhangi bir hastalık kapmak sonuç olarak sağlık raporu istemiyor çoğu yurt ve onların kullandığı tuvalet banyoyu çamaşır makinasını hatta yeri geliyor çatal bıçağı kullanıyoruz. Evet çatal bıçak dedim çünkü bulaşıkhaneninde çok hijyenik olduğunu düşünmüyorum. Belkide ben çok pimpirikliyim bilinmez ama yinede insan korkuyor bir yerlerden hastalık kapmaktan.
   Ocak ayını bir yandan çok gelsin istiyorum (Doğum günümde o ay ondan olsa gerek) bir yandan da istemiyorum. Aslında tüm olay mezun olduğumuzda başlıyormuş buna eskiden inanmazdım ama mezuniyete yaklaştıkça çok iyi anlıyorum. Mezun olduktan sonra ne yapacağım nasıl devam edeceğim hiçbir bilgim yok. Sadece ortaya attığım yurt dışına gitmek istiyorum fikrinden başka seçenek yok. Zaten KPSS yapma planımda yok çevremde herkesin torpille girdiği ve yüksek alan arkadaşlarımın torpilsiz olmasından dolayı atanamadıklarını duydukça gerçekten üzülüyorum ve dolaylı olarak benimde bir senemi çöpe atmak içimden gelmiyor. Tabi yurt dışına gidemezsemde düzgün bir dil okuluna gitmek var planımda aynı zamanda da ALES hazırlanıp düzgün bir puan almayı düşünüyorum. Köklü üniversitelerden birine eğer alırlarsa torpilsiz yüksek lisans yapma düşüncem var. İşin kötü yanı kendimizi ne kadar yükseltirsek işsizlik oranımız o kadar artıyor ama en azından insanların o saçma cümlelerini duymaktan kurtarıyor seni. Ayşe teyzenin, Fadime Hanım'ın v.s kurduğu "aa okududa bir şey sahibi olamadı" cümlelerini yüksek lisans okuduğumda biraz daha törpüleyip " bak hala okuyor kız" diye döndürmek daha zararsız geliyor. En azından insanların saçma cümlelerini duyup kendimi üzmem diye düşünüyorum. Sahi ne zor bir şey değil mi ? Dört yıl emek verip bölümünde elinden geleni yapıp en sonunda da işsiz olmak. Bence çok onur kırıcı bir durum. Ne olurdu yani erkeklerimiz polis yada askerlik yapmak yerine kendi mezun oldukları alanda çalışsalar. Ya da kızlarımız iş bulamayıp artık evlensem daha iyi olur demeseler. Gerçekten oturup konuşulacak ve tartışılacak çok şey var bunun üzerine fakat ben girmek istemiyorum. Tek gerçek şu ki artık üniversite okuyanlar okumayanlardan daha da işsiz. Elbette bunu okumuşlar egolarından dolayı iş beğenmiyorlara bağlayanlar var ama neden verdiğim dört yıllık emeğin üstüne gidip asgari ücretle birilerinin kölesi olayım ki ?
    Sevgilerle... 


23 Ekim 2018 Salı

I Said YES !

  Hayatımı anlatmaya devam ediyordum en son Rize maceramı anlatıyordum. Evet Rize konusunda yaşadığım ve benim için çok hayati bir konu olan olayı anlatmadım sizlere onun için özel bir yayın yazmayı planlamıştım. Düşündüm de bugün o özel yayın için çokta güzel bir gün tam boş anımdayken...
  Çoğunuzun bildiği gibi hayatımı sürdürürken bu yolda bana eşlik eden bir erkek arkadaşım var. Hayatımın her anında yanımda fiziksel olarak bulunamasa da ruhen hep onu hissediyorum. Rize'ye gitme amacımız her ne kadar tatil yapmak olsa da çok önceden planladığımız ilk yıl dönümümüzü kutlama amacıydı aslında. Rize'nin güneşli bir sabahına uyandığımda o kadar huzurluydum ki... Bizim birlikte oluşumuzun tam birinci senesiydi çünkü o gün. Sabah harika bir kahvaltıdan sonra odalarımıza hazırlanmak için gitmek üzere ayrıldık. Tabi ben çok önceden elbisemi falan ayarlamışım kırmızı sade bir elbise. Elbiseyi terziye verip gerekli her şeyini düzenletmişim falan yıkamış ütülemiş çantama koymuşum. Bir güzel süslendikten sonra elbisemi giydim ki oda ne ???!!! Elbisemin fermuarının tam yanı yırtık ! O an nasıl hissettiğimi düşündükçe gülmekten ölüyorum tabi ama o an rezil oldum diye oturup ağladım. Yanımdaki tek elbise o olunca ve o kadar hazırlanmaya böyle saçma bir şey olunca insan ister istemez üzülüyor. Neyse ben giydim eski kıyafetlerimi gittim erkek arkadaşıma ben gitmek istemiyorum elbisem yırtıkmış dedim. Tabi buna ağlamama aşırı şaşırdı "elbiseni getir ben halledeyim" dedi. Yüzüne garip garip baktım sonra verdim elbiseyi 5 dakika sonra elbisenin söküğünü dikip verdi.Yani erkek olarak benden çok daha iyi dikiş yapmıştı sonradan baktımda (ehehe). Neyse hazırlandık süslendik hediyemi aldım yanıma yürüdük otobüse kadar. Ayder'de çok nezih bir yemek yeme yeri olmadığından aşağıya Çamlıhemşin'e indik. Burada da yabancı olduğumuz için ilk gözümüze hoş gelen yere oturduk. Yemek yedik ardından ilk ben vermek istedim hediyemi o ara tabi kahvelerimizi söyledik. Kahveler gelene kadar hediyesini açtı ve çok beğendi. Tabi ister istemez bende hediye verecek mi acaba diye düşünüyorum. Çünkü elinde çanta, poşet yada hediye kutusu yoktu. Ardından kahvelerimiz geldi ve çok önceden beraber şeker aldığımız kutuyu çıkarttı. "Kahve tatlısız gitmez diyerek" konuya girdi bende şeker verecek sandım haliyle. Hayatında ne kadar özel olduğumu, bir yıldır geçen süre zarfında hep mutlu olduğunu falan anlatmaya başladı bir anda ve o aralıkta masanın öbür ucunda tableti kayıtta tutuyordu. Sonra bir anda şeker kutusunun içinden kadife bir kutu çıktı tabi ben hala kolye falan diye düşünüyorum. Kutuyu açtı ve "benimle evlenir misin ?" cümlesini kaldıktan sonra yaklaşık bir iki dakika donup kaldım. Hiç beklemediğim bir zaman diliminde ve hiç hazır olmadığım bir aralıkta böyle bir teklif almak şok etti haliyle. Kendi açımdan bir çok düşüncelerim olsa da ona tabiki EVET dediiiim. Yaklaşık 1 aydır ona ait bir parçayı parmağımda taşıyorum ve ne zaman mutsuz olsam ne zaman onu özlesem o yüzüğü avucumda sımsıkı tutuyorum onu hissedebilmek için...
  Ve sen adam hayatıma girdiğin o gün için sana milyonlarca kez teşekkürler. Hayatımın her anında seni solumda hissetmek istiyorum. Şimdi sevgilim, ileride eşim ve sonra çocuklarımızın babası olarak görmek istiyorum. Yanımızdan hiçbir zaman gitmemen dileğiyle seniseviyorum...


19 Ekim 2018 Cuma

Kitap Yorumum : Sonsuza Dek Sen


 Herkese merhabalar. Okuyup bitirdiklerim arasında en sevdiğim ve benim için en özel kitap hakkında biraz bahsedeceğim. Her zamanki gibi kitabın eime nasıl geldiğinden bahsedeyim önce. Bu kitap bana erkek arkadaşımın 1. yılımıza özel aldığı bir kitap. Aslında kitabı ilk ben görüp beğenmiştim hatta almam için ısrarcı olmuştu ama ben onun yerine başka iki kitap alınca o aklımdan tamamen uçup gitmişti. Hediye olarak elime alınca kitabı çok mutlu oldum.
  Kitabı okurken kah sevindim kah üzüldüm. Will'in ölümünden sonra Louisa kendini Amerika'da buluyor.(Will'in ölümü için ilk kitap olan Senden Önce Ben'i henüz okumadım ama filmini biraz izlemiştim ve Louisa hakkında kafamda biraz olsun bir takım bilgiler vardı serinin ikinci kitabını ne olduğunu bilmiyorum ama direk üçüncü bölümden başladım hediye gelince) Amerika'da çok zengin bir ailenin hanımefendisinin asistanlığını yaparak hayatına devam etmeye çalışıyor. Lüks limuzinler, balolar, gösterişli davetler derken Louisa oldukça tempolu ve yorucu bir hayatta buluyor kendini. Erkek arkadaşı Sam ile aralarındaki 5000 kilometreye rağmen bir ilişki yürütmeye çalışmasıda ayrı bir konu. Her yaptığı davranışında yada bir çöküşünde aklına hep Will'i getirmeyi eksik etmiyor. Ve günün birinde Louisa bu Amerikalı ailenin yanlış anlaması sonucu işinden kovuluyor yinede olayın anlaşılması için bir düzeltme durumuyla ilgilenmiyor. Bu aralıkta Sam ile kötü giden ilişkileri sonlanıyor. Kitabın devamında çok yakışıklı bir genç adamla tanışıyor aslında bu adamla çok önceden davetlerde tanışmıştı sadece samimiyeti yoktu ve işin en garip yanı bu adam tıpkı Will'in kopyası gibiydi...
  Sonsuza Dek Sen okumanızı tavsiye edeceğim kitaplardan biri. Elbette bir dünya klasiği değil fakat "ben dizi sevmiyorum ama dizi tadında bir kitap arıyorum" derseniz bu seri tamda sizin aradığınız tarzda. İlk kitabı Senden Önce Ben olan bu seri ile tanışmanızı sağlayacaktır. Bende kısa zamanda ilk kitabı okuyacağım temin etmiş durumdayım. Son olarak kitabı okuyanlar için sizce de Louisa'nın giyim tarzı çok tatlı değil miiii ? :)



 DUYURU : Kitap Çekiliş Etkinliği'ne hala katılım olmadı arkadaşlar biraz olsun duyursak bende birilerine kitap yollayacağım için mutlu olsam harika olurdu bence :) 

17 Ekim 2018 Çarşamba

KİTAP ÇEKİLİŞ ETKİNLİĞİ

 Herkese merhaba aranızda uzun zamandır olmamanın verdiği burukluk ve sonunda yurtta bir adet çalışan bilgisayar bulmanın mutluluğu ile yazıyorum şuanda... Yaklaşık 1 aydır aranızda laptoptaki bozukluktan dolayı aranızda yoktum. Kendileri bozuk olduğundan dolayı yanımda da değil zaten. Şuan yurtta dolaşırken(Neden yurttayım bunu da anlatacağım en kısa zamanda) bulduğum bilgisayar odası beni o kadar çok mutlu ettiki anlatamam. Yeniden sizlere bir şeyler yazmak hayatımda olanları anlatmak için sabırsızlanıyorum. Telefonum burada yazı yazmam için yeterli olmadığından yazılarım baya aksadı. Üzülmeyin artık telafi edebileceğim bir bilgisayar var ve her akşam sizlere bol bol bir şeyler anlatacağım. Tabii yaklaşan sınavlar var ama olsun ben yinede sizler  için 1 saatimi ayırabilirim. Umarım sizlerde beni özlemişsinizdir...
   Eh gelişimin şerefine bir kitap çekilişi yapmak şart oldu. O zaman bu yazıyı elinizden geldikçe arkadaşlarınıza duyurup yorum bırakmanız yeterli olacak. Geçen sefer yaptığım etkinliğe katılım olmaması beni çok üzmüştü. İnanıyorum bu sefer katılımda artış olacaktır. Bu yazıyıda elden ele dolaştırın bende katılım çok olduğu için sevineyim. AAAA unutmadan yorum bırakırken beni takip etmiş olduğunuzdan emin olun çünkü çekilişin tek şartı bu olacak. Duymadık arkadaşlarınız kalmasın kesinlikle duyurun :)
   Hepinize sevgilerle yarın yeni yazımda görüşmemiz dileği ile kendinize iyi bakın :)

ÇEKİLİŞ BAŞLANGIÇ TARİHİ: 18 EKİM 2018
ÇEKİLİŞ BİTİŞ TARİHİ : 28 EKİM 2018 


26 Eylül 2018 Çarşamba

Gezdim Gördüm : Rize/Ayder

   Herkese merhabaaaaa :) uzun süredir yazamadım ama anlatacak o kadar çok şey birikti ki sizlere anlata anlata bitiremem. O yüzden ufak ufak anlatayım bitmesi zor olsada bitirmiş gibi yapayım.
  Efendim en son kasiyerlik macerama son verdim ve ardından sevdiğim adamla uzun bir tatile çıktık. Aldık çantalarımızı Sakarya'dan tee Rize'ye 15 saat bir yolculuk yaptık. Sabah Rize harika bir kokuya sahipti ve biraz yağışlıydı. Ayder'e çıkmak için önce Pazar'dan arabaya binmemiz gerekiyormuş. Araba kalkış saatine kadar bizde kahvaltı yapabileceğimiz bir yer bakındık ve küçük bir esnaf çay ocağına girdik kahvaltısıda vardı tabii. Mekan sahibi çok ters biriydi İstanbul'dan geldiğimizi duyunca bize hemen "ne gördünüz de ne bilirsiniz" muamelesi yaptı. Neyse ona takılmadık muhlama sevemeyen bana güzel bir muhlama yapmasını istedi erkek arkadaşım. Kendisi muhlama çok sever ama ben tadını bir türlü beğenemedim. Amcamız sağolsun muhlama yaptı fakat o kadar acı bir tadı vardı ki hiç beğenmedim neyse erkek arkadaşım yedi o da çok beğenmedi ama olsundu. Pazar'dan kalkan aracımız 1 saatlik yolculuk sonucu Ayder'e çıkarttı bizi.  Bungalov evlere olan sevgimi erkek arkadaşım çok iyi bildiğinden bize bungalov ev tarzında olan bir yerden rezervasyon yaptırmış. İndiğimizde hemen bungalov otelin önünde indik. Otel çalışanı abi asık ve sert mizaçlı görünüşe sahip olduğundan ilk başta sevemesemde sonradan altın gibi bir yüreği olduğunu fark ettim ve ısındım. Kaldığımız yerde tek sorunum telefon çekmemesi oldu. Operatörlerden bir tanesi çekiyormuş orada benimki çekmedi malesef. Kaldığımız tek odalı tuvalet banyosu içinde olan bungalov harikaydı sabah camları açtığımızda karşımızda gürül gürül akan dereve dağlardaki harika yeşilliklerle güne başlamak harika bir duyguydu. Gece uyurken bile o dere sesiyle uyumak çok farklı bir duygu. Tabi sesli ortamda uyuma zorluğu çeken kişiler için biraz zor ve kötü bir durum olabilir. Ayder'de birçok hediyelik eşya satılan mekanlar, yeme-içme için kafeler lokantalar mümkün. Biz biraz sezon sonuna kaldığımızdan çok fazla lokanta menüsü yoktu. Mecbur alabalıki,tavuk ve köfte üçlüsü yemek zorunda kaldık. Eğlence olarak doğa yürüyüşleri haricinde mekanik salıncak ve atv sürebilirsiniz. Mekanik salıncağa kesinlikle benim gibi yükseklik korkusu olan arkadaşlar binmemeli çünkü indiğimde korkudan hüngür hüngür ağladım. Atv ise size rehberlik eden bir araçla beraber keyifli bir sürüş deneyimi yaşamanızı sağlıyorlar ve yaklaşık 1-1.5 saatlik bir gezi oluyor. Sizi dağ yolundan şelalelere götürüyorlar 10-15 dakika serbest zaman sonrası dönüş yapıyorsunuz. Doğa yürüyüşleride zaten anlatmaya gerek yok eğer dağ bayır yürümek tam bana göre diyorsanız Ayder buna çok müsait. Hatta erkek arkadaşıma kalsa Kaçkar zirvesine bile çıkartırdı beni ama Allah'tan mızmızlığım varda ısrar etmedi çok fazla.
  Karadeniz insanlarında en çok gözlemlediğim konu hizmet etme konusuna çok uzak insanlar. Ne kadar ticaret yapsalarda hizmetleri çok aksi yada sert bir surat ifadesi ile yapıyorlar. Bu durum müşteri açısından biraz üzücü. Genel olarak yurt dışından gelen misafirlere rastladık Türkiye içinden gelen insanlar yok denecek kadar azdı.
  Hava durumu olarak geceleri insanın iliklerine kadar üşütecek bir soğuğa sahip olan Rize gündüzleri de sadece öğlene kadar güneş görebiliyorsunuz. Yeri geliyor o bile olmuyor. Biz kaldığımız süre boyunca akşamları genelde yağışlı geçti. Zaten belli bir saatten sonra her yer kapandığı için bizde odamıza çekilmek zorunda kaldık. Evet Ayder'de sabah 6'da hayat başlıyor ve akşam 5-6 gibi sona eriyor. Bu konudan dolayı biraz sıkıntılıydı çünkü biz gün 9-10 gibi başladığımızda onlara öğlen olmuş oluyordu.
  Kısaca bende durumlar böyle uzun bir gezi oldu tabi gezi içinde hayatımı değiştirecek bir teklif aldım. Okul hakkında bir takım değişiklikler oldu, iş ve şehir değiştirme ihtimalim var tabi olmayan hangi işi değişeceksem... Hepsini anlatacağım yavaş yavaş tabiki aşağıya gezimizden birkaç fotoğraf koyacağım. Bir gün Rize'ye yolunuz düşerse Ayder'e uğramadan dönmemeniz dileğiyle...

Sakarya'dan Rize'ye tabi ki kitapsız yolculuk yapamazdım :)

Bahsettiğim dağlar sanırım yeşillik görünce fotoğrafsız duramıyorum :)




Burası Ayder Yaylası en tepeden çekmeye çalıştık :)


Burası ATV gezisi ile geldiğimiz şelaleler :)

Mekanik salıncak yüksek görünmesede baya yukarıda aslında sallandığınızda uçacaksınız gibi hissediyorsunuz :)

Burası Kavrun diye geçiyor Ayder'den daha yukarıda kendisi ve bu dereden akan su buzdolabından aldığınız sudan daha soğuk ama çok lezzetliydi :)



10 Eylül 2018 Pazartesi

Kitap Yorumum : Önce Hayallerim Öldü Sonra Babam

Yepyeni bir kitapla karşınızdayım. Eylül ayının ikinci kitabı olan "Önce Hayallerim Öldü Sonra Babam" benim için çok farklı bir kitaptı. Öncelikle size yazarla tanışmamı anlatayım. Geçen hafta mükemmel ve oldukça popüler olan video sitesinde dolaşırken "22 Nezaket Kuralı" isimli bir video dikkatimi çekti. Ne kadar nezaketli olduğumu düşünsemde bir çok eksiklikler oluyor ister istemez. Başladım videoyu izlemeye izliyorum ama kadına bayıldım konuşma tarzı, diksiyonu, tonlamaları falan harika. Video bitti kanalına girdim izledikçe izleyesim geliyor videolarını. En sonunda Instagram adresine baktım ve ne göreyim o gün kitabı çıkmış ve tanıtımını yapıyor. Ertesi gün kitapçıya gittim hemen kitabını buldum arka sayfasını okudum ve kendimi kasada ödeme yaparken buldum. Yeterince samimi ve içimizden biri olan bu Sivas yöresinde yetişen kız tamda benim dünyamı anlatmış gibi. Hissettiği duyguları okurken kah gülüp kah üzülerek bende hissettim. Size kitap hakkında bir şey anlatamam çünkü bir  olay örgüsü yok. Kitabın arka kapak yazısını bırakıyorum ve Başak ile tanışmanızı çok isterim. Bende umarım aldığım bu kitabı imzalatma fırsatı yakalayabilirim...

  Bu kitabı neden eline aldın, bilmiyorum. Belki beni Youtube’dan tanıyorsun, belki ilk defa karşılaşıyoruz. Sebebi her ne olursa olsun buradasın. İlk cümleyi okudun. Artık bu anın geri dönüşü yok.
  İçeride karşılaşacağın hikâyeler, benim hikâyelerim. Daha önce defalarca yaşanan, eşsiz veya benzersiz olmayan hikâyeler. Anlatmam lazımdı, çünkü anlatmazsam çatlardım. Ben Y kuşağına aitmişim; sen Z, onlar C, öbürleri T… Her neysek, çok yorgun bir geçmişin çocuklarıyız. Bizi kirli geçmişten, kavgalardan, darbelerden korumak için renkli dünyaların içine attılar. Sorumsuzuz, dünya umurumuzda değil diye de bizden nefret ettiler. Ne dünya umurumuzdaydı, ne de biz dünyanın umurundaydık. Mesele artık kendi meselemizdi. Yaşamak için bir yol bulacaksak bunu kendi başımıza yapacaktık. Güven mi? Güven kelimesi çoktan bankalara, sigorta şirketlerine satılmıştı, hem de yok pahasına… İnsana dair birçok kelime çoktan şirketlerin olmuştu. Herkes güvenilmezdi artık, her an sırtımızdan vurulabilirdik. Hem tek başımızayız hem paranoyağız.
 Sana videolarımda hep dedim ki; “kendi cennetini yarat.” Ben o cennete gidene kadar cehennemden geçtim, iyi ki... Sana kendi hikâyemi olduğu gibi, dürüstçe anlattım; sen de anlat, başkasına değilse bile kendine anlat diye… Anlat ki rahatla, anlat ki tanış kendinle.


Kitap Hediye Etkinliği Sonuçları

 Herkese merhaba geçen hafta yapmış olduğum kitap çekilişinin kazananlarını dün gece yazamadım. Normal şartlarda dün kazananları söyleyip bugün kitaplarını kargoya verecektim ama olsundu. Bugün açıklayayım yarın kargoya veririm dedim tabi işlerim çıkmazsa yarına. Katılım beklediğimin çok çok altı oldu o yüzden bende katılan 2 kişiye yollayacağım kitapları.
  Kazananların listesi ; 
   Arkadaşlarıma katılımlarından dolayı teşekkür etmeyi borç bilirim. Kendilerinin açık adreslerini g.sari1903@hotmail.com adresine göndermelerini rica ediyorum. Gelecek ayda yeni kitap hediye etkinliğinde görüşmemiz dileğiyle. 

8 Eylül 2018 Cumartesi

Misafirimiz Var

  Merhaba Efendim Sevgili güzel dost G.Srı   Misafir Blogger Olmak İster Misiniz?"  Diye güzel bir konuk  misafir alıyor bende katılırım dedim biraz geç oldu öncelikle bunun için kendisinden özür dileyerek  bundan yıl önce  sevgili güzel insan Eski blogger ismi Yolcu Şimdi yeni ve çok güzel bir bloğu var yeni ismiyle Müfred Benim onun  o güzel yazılarına ve resimlerine yazdığım yorumları sağolsun toplamış   Sessiz Yolcu bloğun da toplamıştı ve beni çok mutlu etmişti şimdi o blog kapandı ama güzel anılar kaldı Buradan  tekrar çok teşekkür ediyorum güzel  insana ...Ve bunu yeniden siz dostlarda paylaşmak istedim umarım beğenirsiniz :) Ve  Sevgili G.Srı  misafir olduğum için mutluyum teşekkür ederim canım benim ....



Sultan Ahmed Camii

Ben ki gök kubbeye, semaya açtım ellerimi bin dua değil bir dua diledim bitsin artık bu kifayetini  yitirmiş insanlığa ben ki bir cami avlusunda dilendim bir avuç insanlığı oda çoktan yok olup gitmiş ... sessiz kaldım

Gökkuşağı
Yediveren renklere savurdum çığlıklarımı. Bir minarenin sessizliğinde bıraktım kimsesizliğimi. Yokluğunu varlığınla savurdum, bin bir gök mavisi bulutlara beledim umutlarımı. Bir caminin avlusunda bıraktım sana dair tüm göz yaşlarımı. Olur olmaz zamanlara gizledim tüm eksik kalmış cümlelerimi. *Sessiz kaldım*

Kırmızı
Yakınla uzak arası gibiydi sevmek. Kırmızıyı savurdum tuvallere. Bin bir geceye böldüm hüzünleri. Oysa ben şimdi sadece şükretmeyi öğrendim. Çok şükür. *Sessiz kaldım*


Şehr-i İstanbul
 
Bir kapı arası yalnızlık girdi sessizliğime. Bir çare gizlendi, bir yumruk gibi, bir zulüm sardı benliğimi parçalanmış kimsesizliğimde... Bir öfke girdi yüreğimin tuz bastığım yaralarıma. Dik yokuşlara serdim çığlıklarımı kıyametler yükseliyor yüreğimin uçurumlarından. Yağmurlar çarpıyor göz yaşlarıma, anılar dağlıyor soğuk odalarda. Kelimeler dağlıyor kifayetsiz kalmış cümlelerimde. Anlamakla, anlatmakla geçti bir ömrün suskunluğu. Ayrılıklar umutlara, hüzünler keşkelere karıştı. Bırak gitsin kapı arası yalnızlıkları, bırak bırak ki yerler, gökler, kuşlar, yalnızlıklar karışsın Şehr-i İstanbul'a ...Sessiz  kaldım 



Parmaklıklar
 
Yıkın bu kenti savurun acıları, hüzünleri Demir parmaklıklarda kaldı sevdam, özgürlüğüm Kapatmayın güneşimi, elimde bir tek o kaldı Soluyor tüm yapraklarım, kan damlıyor gözlerimden Viran olmuş kentin sokaklarında asılı kaldı yüreğim Gölgemi arıyorum senin yokluğunda Her damlada adın yazıyor kaldırımlarda Güneş yakıyor bedenimi rüzgar gam vuruyor umutlarıma *sessiz kaldım*


Misafirimiz Sessiz Kaldım'a teşekkürlerimizi sunarız. Misafir blogger olarak başvurular her zaman devam etmekte.  Son olarak kitap çekiliş etkinliğime katılmayı unutmayın :)