Öne Çıkan Yayın

Kitap Yorumum : Gösteri Peygamberi

28 Kasım 2020 Cumartesi

Dizi Yorumum : Bir Başkadır

 Günlerdir dilden dile, reklamdan reklama, internetin en çok konuşulan dizisi BİR BAŞKADIR! Popüler dizi ve film izleme sitesinin bir numaralı dizisi. Günlerdir dillerden düşmeyen, bir paylaşım ağının en çok konuşulanlar listesinde ilk sıralarda yer alan dizi; BİR BAŞKADIR! Bir başkadır ama ne ? Söylerken sanki sonunda bir şey eklenecekmiş ama unutulmuş gibi hissettiriyor insana. İzlediğiniz sırada da zaten birçok konuda muallakta bırakıyor insanı. 

  Dizi konusu olarak aslında net olarak şunu anlatıyor diyemiyorum. Türkiye'de yaşanan her farklılığı, ayrımı ele almaya çalışmışlar. Dizinin ilk sahnesi mesela bir gündelikçi ve psikiyatrist  görüşmesi ile başlıyor. Bu dizi içinde gündelikçi sürekli seanslara gidiyor ve dikkatinizi en çok çeken konuşma sahneleri oluyor. Gündelikçi oldukça kötü bir diksiyona sahip iki lafı bir araya getiremiyor ama psikiyatr ise ona göre mükemmel diksiyon ile karşımıza çıkıyor. Gündelikçi dini inanışlarına göre yaşadığı şeyleri ve bundan kaynaklı yaşadığı duygusal problemleri anlatıyor doktora. Doktor ise bunun asıl nedenini öğrenmeye çalışıyor. Fakat doktor hanımında oldukça ağır sorunları var ve o da başka bir doktorla seanslarına devam ediyor. Kapalı kişilere büyük bir önyargısı var ve bunu aşmaya çalışıyor. 

 Gündelikçi abisi ve depresyondaki yengesi ile beraber yaşıyor. Dizi boyunca yengenin neden depresyonda olduğunu öğrenmek için resmen çıldırdım neyseki son bölümlerde öğrendim ve rahatladım. Bir de imam var bu imamda önemli çünkü gündelikçi ve abisi imamdan onay almadan adım atmıyorlar, yaptıkları her şeyde ona danışıyorlar önce. 

 Dizide temelde çok az kişi olmasına rağmen hepsinin farklı yaşadığı sorunlar ve hepsinin bölüm bölüm bu sorunları ele alınarak dizi istenilen sezon kadar uzatılabilir. Hem birbirleri ile bağlantıları çok az hemde çok fazla. İzlerken sırf bir sonraki bölümde bu soruna cevap bulunacak mı düşüncesi ile tüm sezonu bitirdim. 

 Dizinin adı ne kadar eksikmiş gibi hissettirip izleyiciye bıraksa da devamını aslında verdiği mesaj belli. Hepimiz aynı duygulara sahibiz sadece olaylara ve konulara göre bu duygular çevresel etkenlere göre değişebiliyor. Yetiştiğiniz ortam sizi geniş bakış açısıyla bakmanızı etkiler ve kısıtlar. Bunu aşabilmek yani önyargılarınızı kırabilmek sizin elinizde.

 İzlerken aslında gün içerisinde yaşadığınız ama asla dikkate almadığınız birçok şey olduğunu anlayacaksınız. Mutlaka sizden bir parçada bulmanız mümkün. İzlerken tek tavsiyem çok dikkatli ve net izlemeniz. İzlediğinizde  burada yorumlarınızı bekliyorum çünkü konuşulacak çok sahne var ama içerik hakkında bilgi vermek istemiyorum size. Hepinize iyi seyirler dilerim...




21 Kasım 2020 Cumartesi

Kitap Yorumum: Kayıp Gül

  Tüm zamanların en çok okunan ve sevilen kitaplarını okumak her zaman çok farklı hissettirir bana. Büyük bir beklenti ile okurum gerçekten seveceğime inanarak başlarım kitaba. Kitabın sonuna kadarda durmaksızın okumak isterim acaba okuyanlar bunun neresinde hangi duyguyu yaşamış diye düşünerek. Kayıp Gül kitabını okuduğum kısacık süreçte de tam olarak bu his içerisinde okudum. 

 Yazarın daha önce Aşkın Resmi isimli bir kitabını daha okumuştum ve o kitabın sonunda muğlakta kalmıştım. "Nasıl yaaa" gibi bir tepki verip yaklaşık yarım saat boşluğa bakıp almıştım. Bu kitap bittiğinde de aynı şeyi yaşadım ve okurken Aşkın Resmi ile bazı kurgularında benzerlikler olduğunu fark ettim. Hatta bir ara "ben bu kitabı daha önce okudum mu ?" diye düşünmedim desem yalan olur. İçeriğinde bahsedilen güllerle konuşma sanatını sanki başka bir kitapta daha okudum gibi hissettiğim bir bölümdü. İtiraf edeyim o bölümü okurken atlayarak okumayı bile düşündüm. 

 Kitabın en kısa verdiği mesajı anlatmam gerekirse; çevrendeki insanların yaşam tarzlarına, eleştirilerine, bakış açılarına göre değil kendi istediğin şekilde kendine göre yaşa hayatı. İstediğin ne ise o yolda kimseye takılmadan ilerle ve ilerlerken hayatındaki işaretlere dikkat et çünkü o işaretler sana hayatında büyük yollara giden anahtar. İşaretleri takip edersen mutluluğa ve içindeki benliğe çok daha rahat ulaşırsın.

   Kitabın kısaca konusunu anlatmam gerekirse ana karakter ikizini aramaya çıkıyor. Tüm kitap boyuncada heyecanla ikizini bulacak ümidi ile devam ediyorsunuz. En sonunda aslında aradığı ikiz kendi içindeki benlikmiş. Bu arama sürecinde de ilerlediği yolu anlatması çok değişik. Bu yolda birçok ülke ve şehre yolculuk gerçekleştiriyor karakter. Zaten kendini araması annesi sayesinde başlıyor. Annesinin bunu yapmasındaki amaçta kızının ego ve kibirden kurtulmasını sağlamak. Bunu sağlayabiliyor mu orasını paylaşamayacağım.. 

Serdar Özkan'dan okuduğum ikinci ve son kitap oldu kısacası. Çünkü benim beklentimi hiçbir şekilde karşılamadı. Birçok farklı dilde çevrilmiş yada mükemmel ötesi diye abartılan içi boş bir yazar olduğunu kanıtlamış oldu. Ha tabiki yazmış, cesaret etmiş yayınlamış tebrik ederim kendisini ama kesinlikle okurken size harika katkılar sağlayacak daha iyi yazarlar vardır. Konuyu işlemesi, kurguda garip bir boşluk olması sanırım bunlar benim beklentimi karşılamadığı için yıkıldım. Keşke arka kapakta yazdığı kadar övülesi ve önerilesi olsaydı. Bir sonraki kitap yorumunda görüşene kadar hoşçakalın..




14 Kasım 2020 Cumartesi

Kış Mimi

  Herkese bir cumartesi gecesinden selamlar.. Hafta benim için anca bitti ne yazıkki sadece bir gün tatili olan sabah 9 akşam 7 çalışanlardanız. Bakıyorumda bu hafta hep kış mimi yapılmış bende hiiiç böyle bir mim yapmamıştım. Kış favori mevsimi olan biriyim ve bunu asla kaçıramazdım. Sahi kış ayını seven çok az kişi var nedendir acaba ? Hadi başlayalım o halde.. 


  Kışın ne yapmaktan hoşlanırsın ?

Bu sorunun bence herkeste cevabı aynıdır. Sıcacık bir kahve yada sıcak çikolata eşliğinde pofuduk battaniye altında kitap okumak. Bu benim evde yapmaktan hoşlandığım aktivite. Diğer aktivitem ise dışarıda karın üstünde yürümek. Tabi yıllardır İstanbul'a kar yağmıyor ama bu artık hayal olarak kalacak sanırım. Mesela kendime yumuşak dokulu kazak almakta diğer sevdiğim kış etkinliği arasında. Bu arada benim yumuşak dokulu ve pufuduk şeylere karşı aşırı ilgim var. Kim sevmezki amaaa..

 Kış sana neyi hatırlatıyor ?

Kış bana en çok ilkokula giderken soba başında kuruyan formam ve sabah evin soğuk ayazında giyinip okula gitmeyi hatırlatıyor. Özellikle kışın sabah erkenden uyanmak o kadar zor geliyorduki.. Ben mesela hiç öğlenci grubundan olmadım hep sabahtı dersim. Sabah titreyerek giyinip okula giderdim. Birde kış mevsimi bana hep soba üstünde pişen kestaneyi anımsatıyor. Babam her haftasonu yapardı afiyetle yerdik vallahi. Nerde o sobalı evler artık hey gidi hey!

Kış deyince aklına ilk ne geliyor ?

Kar geliyor elbette. Özellikle bungalov evde uyanmışsınız ve camdan dışarı baktığınızda mükemmel bir beyaz örtü gördüğünüzü düşünsenize hayali bile mükemmel. Diğer aklıma gelen şey ise yeni yıl tabiki doğum günümden midir yoksa yeni bir sayfa açacağım umuduyla mıdır bilmem ama kış geldiğinde bende bu yeni yıl olayları çok heyecanlı oluyor. Özellikle Kasım ayından başlıyorlar ya her yeri süslemeye benim için onları görmek çok heyecan verici oluyor. 


Kış mevsiminin en sevdiğiniz yanı nedir ? 

Sıcak ortamda ısınmaya çalışmak. Ben sürekli üşüyen biri olduğum için kaloriferin dibinde sürekli otururum ve bundan asla şikayet etmem.


Kışın kullandığınız favori kozmetik ürününüz nedir ?

Ben kışın çok makyaj yapmayı sevmem doğrusu. O yüzden bazen nemlendirici yüz kremi kullanırım. Makyaj yapmam gerekirse maskara ve kaş farı kullanırım sadece.


Özellikle kışın yapmaktan hoşlandığınız bir şey var mıdır ? Varsa nedir ?

Uyumak! Bu soruyu hiç düşünmeden cevapladım doğrusu. Kışın sıcacık yatakta uyumayı sevmeyen yoktur sanırım. Aslında ben uyumayı her mevsim severim ama kışın uyumak daha bir tatlı ve zevkli. Bu yüzden sabahları uyanıp işe gitmek bana hep zor geliyor.


Kış yemeklerinden en çok hangisini tüketirsin? 

Bir Karadenizli olarak buna cevabım belli. Balık! Özellikle palamut ve hamsi. Vazgeçemediğim iki deniz ürünü. Kışın kokusundan hoşlanmasamda balık yemeye bayılırım. Başkada aman aman olsada yesem modunda olduğum hiçbir yiyecek aklıma gelmedi şuan. 


2020'ye veda ederken ona ne söylemek istersin ?

İçinde özel bir günüm olmasaydı 2020'yi hafızamdan silip hiçbir şey söylemezdim. Bu sene nişanlandığım için ona tek söyleyeceğim cümle; "Herkesi birbirinden ayırdın, kopardın ama bizi hiçbir zaman ayıramayacaksın çünkü sevgimiz buna izin vermeyecek."


Mimi hazırlayan arkadaşa teşekkür ediyorum. Gerçekten eğlenceli sorular hazırlamış. Bu sayede kışa olan sevgimi bir kez daha dile getirebilmiş oldum. Hepinize koronasız, sağlıklı haftasonu diliyorum.. 




10 Kasım 2020 Salı

Türkiye'de Bir Kahraman

   Dünya üzerinde birçok devlet adamı, krallar, mareşaller, şansölyeler geldi ve geçti. Birçoğu tarihte silinip gitti, bazısı birkaç kötü veya iyi yanıyla hatırlandı, bazısı da yaşadığı ülke sınırları dışında hiç tanınmadı ve yaptıkları işlerle yok olup gittiler. Bir devlet adamı düşünün büyük bir tarihi sonlandırıp yepyeni bir tarih yazmak için sadece üç beş kişi ile yola çıkan. Etrafında en çok ona inanmayanlarla mücadele edip yeni bir ülke kurmak için çabalayan biri. Yapacağı birçok şeye inanarak yola çıkan ve yaptıklarıyla sadece ülke sınırları içinde değil tüm dünyada konuşulacak olan biri... 
 Mustafa Kemal Atatürk.. Ne kadar şanlı bir isim söylerken bile insan gurur duyarak söylüyor ismini. Yurt dışında hemen hemen her okulda kendi adından bahsettiren biri. Tüm devlet adamlarının belkide imrendiği tek adam. Sadece cumhurbaşkanı değil bir komutan, bir öğretmen, bir yazar... Bir devlet adamında olması gereken donanımdan daha fazlasına sahip biri..
 Bugün aramızdan bedenen ayrılışının 82. yılı. Aradan yıllar geçmesine rağmen kendisini ve düşüncelerini asla unutmayacağımız ve hep yaşatacağımız o şanlı kahramanın bugün ölüm günüydü... İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye'de saat 9:05'te hayat durdu sadece bir dakikalığına saygı duruşu yapmak için. İş yerimde bende camdan izledim o an tüm çevreyi ve o bir dakikada çok daha iyi anladım ne kadar çok seveni olduğunu. Gözleri dolan kişiden tutun, hüngür hüngür ağlayan kişiye kadar o kadar farklı simaya baktımki o bir dakikada... Gerçekten Türk olduğum için bir kez daha gurur duydu.
  İnternette bu konuda çok fazla paylaşım oldu özellikle neden saygı duruşunda herkesin araçlarından indi, insanların bu kadar abartmasına ne gerek vardı hatta en çok şaşırdığım "ezan okunurken yattığı yerden kalkmayan insanlar bir devlet adamı için saygı duruşuna geçiyorlar" cümlesine denk geldim. İnsanların neden din ve devlet işlerini ayıramadığını hala anlamış değilim. Ülkemizde zaten bu ayrım yapılsa belki de uygar medeniyetler seviyesinin en üstünde yer alırdık.. Dikkatimi çeken bir konuda sağlık bakanına yapılan linçti. Siyah maske ile Atatürk'ü anmış ve birçok kişi tarafından bu yüzden tepki aldı. Aslında ilk başta Atatürk fotoğrafı ile paylaşım yapıp sonra maske ile paylaşım yapılsaydı daha hoş olurdu. Bu konuda bende gördüğümde çok şaşırmıştım neden siyah maske ile bir paylaşım yapıldığı konusunda. Sanırım bakanın sosyal medya uzmanlarını değiştirmesi doğru bir tercih olabilir. 
  Ülkemizde Atatürk'ü anma günümüz bu şekildeydi. Farklı ülkelere uzanan bir kahramanımızı kaybetmenin derin üzüntüsü ile sizlere sevgilerimi yolluyorum...



8 Kasım 2020 Pazar

Arayan Kim ?

+ İyi günler sizleri ...... arıyorum. X kişisinin kaydı ile ulaştım doğru mudur ?
-Evet
+ X Hanım/Bey sizleri arama amacım markamızın siz değerli üyeleri/misafirleri için başlatmış olduğu Y hizmetimizden %70 indirimli yararlanma hakkınız bulunuyor.
 . . . 

 Gün içerisinde birçok reklam gördüğümüz ve izlediğimiz yetmiyor gibi bir de telefon edip reklam yapan markalara denk geldiniz mi ? Açar açmaz "ben ilgilenmiyorum" diyip ya da küfür edip kapattığınız o reklam kampanyaları hakkında hiç düşünüyor musunuz kapattıktan sonra ? Ya da dakikalarca karşınızdaki kişiyi dinleyip en sonunda "benim zaten bu konuda ilgilendiğim başka bir yer var" diyip kapatıyor musunuz ? 
  Çağrı merkezi çalışanları bu tarz kırıcı olayları o kadar çok deneyimliyorki. Eskiden banada çok saçma gelen reklam veya tanıtım çağrılarından nefret edip "Alo" dedikten sonra nereden aradıklarını öğrenince  telefonu yüzüne kapatırdım karşımdaki kişinin. Oysa insan işin içine girmeden anlayamıyormuş neyin ne olduğunu. Yaklaşık 2 aydır bende o nefret edilen ve sevilmeyen reklam tanıtımı yapmak için zamanlı zamansız arayan kişilerden biriyim. Evet! Bende bir çağrı merkezi çalışanıyım artık. 
  Çağrı merkezi çalışanları olarak o kadar stresli ve zor bir iş yapıyoruzki... Tabi işin güzel yanıda var harika insanlar tanıyorsunuz özellikle satış yaptıysanız ve o kişi yakınlarını da yararlandırıyorsa referans olarak mükemmel ötesi oluyor o insan bizler için.  Nefret edilecek kişilerle de iletişim kurabiliyorsunuz özellikle küfür yiyip telefonun suratınıza kapatıldığı an en iğrenç ruh hali. O tarz kişilere beyfendi/hanımefendi diye hitap ettiğiniz için kendinizden tiksiniyorsunuz ve biliyorsunuzki aslında yüzlerine tükürülecek insanlar bile değiller. Değerli insan olsalar zaten önce karşılarındaki insana saygılı davranırlar. Telefonu açan kişinin konuşma tarzından eğitim seviyesini ölçmeye çalışırken,  ses tonundanda yaşını tahmin edip sunduğumuz kampanya ile ilgilenip ilgilenmeyeceğini bile anlıyoruz  açıkçası. Kısacası bazen telefonun diğer ucundaki kişi ile dert ortağı olup bazen de farklı kişinin küfür ederek stres attığı kişi olabiliyorsunuz.

 İşe başladığımda o kadar tereddütlü ve tedirgindimki. "Ben nasıl burdan konuştuğum birine satış yaparım" diyip kendi kendimi strese sokuyordum. Zamanla anladımki zaten alacak olan kişi her şekilde alıyor sadece itiraz karşılamak önemli. Dikkat ettiyseniz çağrı merkezi çalışanlarının ikna kabiliyeti yüksek ve her türlü itirazınıza bir cevapları oluyor. İşte biz ne kadar iyi itiraz karşılarsak o kadar sağlam satış yaparız ve sattığımız ürünün altını o kadar iyi doldururuz. Genel olarak sonuna kadar kendimizi dinletirsek zaten o telefon konuşması satış olmuş olarak bitiyor ve buda bizim prim yapmamız için çok önemli bir konu. Diğer önemli bir konuda karşımızdaki kişi ile konuşma süremiz tabiki. Günlük konuşma süremiz ve konuşma ortalamamız oluyor. Ortalamamız ne kadar iyi ise datamız(konuşulacak olan kişi sayısı) o kadar az kullanılmış oluyor. Datayı az kullanmak önemli çünkü kişilerin telefon numaralarına ulaşmak zor oluyor. Genelde o aç kapa yapılan veya "ilgilenmiyorum" diyip suratımıza telefon kapatanlar ortalamamızı çok düşürüyor maalesef. 
   Yaptığınız işi sevmek için çalıştığınız ortamda çok etkili. Mesela ben şuan çalıştığım ortamda o kadar çok eğleniyorumki çalışmaktan çok işe eğlenmeye gidiyormuşum gibi hissediyorum bu yüzden şanslıyım açıkçası. Sanırım o ortamı yakalayamasaydım bir sürü bahane bulup işten çıkardım. En büyük bahanem ses tellerimin zarar görmesi ve satış yapamıyorum olurdu. Gerçekten günlük dört buçuk saat telefonda konuşup değişik insanların garip itirazlarını karşılaşmak herkesin yapacağı iş değil. 

Son olarak size yaşadığım komik bir konuşmayı paylaşıp yazımı sonlandırmadan önce lütfen arayan kişileri nezaketende olsa dinleyin. İllaki almak zorunda değilsiniz sadece onu dinlemeniz bile karşınızdakini mutlu edecektir. Arayan kişilere elbette yakınlarınızın bilgilerini vermeyin ama "düşünen yakınlarım olursa sizlere yönlendireceğim" demeniz yine arayanı çok mutlu edecek bir davranış olacaktır. Sevgilerimle.. 

+İyi günler. Sizleri Özel ... Hastanesinden arıyorum. İsmim X. Sizlere Y kaydı ile ulaştım doğru mudur?

-(Hatta ama 20 saniye cevap yok) 

+Beni duyabiliyor musunuz ?

-Ha, evet kendisi oğlum oluyordu. Konu neydi ?

+Neden düşündünüz acaba oğlunuzu tanıyamadınız mı efendim ? Ayrıca şuan oğlunuz değil mi ?

-Yani şuan yurt dışında o yüzden beni neden aradınız anlayamadım.

+Efendim yurt dışını arayamadığımız için sizleri aradık.

-Tamam o gelince ben söylerim o sizi arar. İyi günler.. (Telefonu suratıma kapattı) 








1 Kasım 2020 Pazar

Kitap Yorumum: Sana Bi'şey Olmasın!


  Köşe yazıları okumaya devam eden var mı ? Ya da şöyle sorayım gazete almaya devam eden var mı ? Eskiden en bayıldığım şey gazete almaktı. Alır almaz içinden bulmacasını saklar, sonra hiçbir şey olmamış gibi babama verirdim. Bizim evde biraz bulmaca yarışı vardı kim gazeteyi önce ele geçirirse bulmaca onun olurdu. Bulmacalardan sonra benim en çok gazetenin üçüncü sayfa haberleri ve ek gazetedeki ünlüler dünyasını konu alan içerikler dikkatimi çekerdi. 
Bütün gün gazeteyi didik didik okusam bıkmazdım. Tabii şimdi her şey modern.. Gazete alan sayısı bile oldukça az ne de olsa her şey elimizin altında. Önemli bir olay mı olmuş aç interneti hemen araştır son dakika haberlerinden bul, oku ve geç. Kim köşe yazısı yazmış kim düşüncelerini ve eleştirilerini sivri dille ya da mizahi dille yazmış kimin umurunda ? 
   Şu dönemde köşe yazısı yazan kaç kişi var doğrusu hiç bilgim yok. Zaten her gün düzenli olarak köşe yazısı yazmakta zor olsa gerek. Resmen her gün yeni bir konu bulup hakkında bilmem kaç kelimeden oluşan bir yazı yazıyorsunuz doğrusu yeterince zorlayıcı görünüyor. İşte Ayşe Özyılmazel de bu zorlayıcı işi yapanlardan biri. Belki kendisi keyif alarak yapıyordur bilmiyorum ama okuduğum kadarıyla eleştirme işini güzel başarıyor açıkçası. 
  Sana Bi'şey Olmasın kitabında ilişkilerden tutun, ünlülerin yaşamına ve 2006 yılında neler moda ise hepsini ele almış. Aslında bu kitabı özel olarak yazmamış anladığım kadarıyla o dönem içerisinde gazete köşesinde yazdığı tüm yazılarını bir kitapta derlemiş. Bence çokta güzel olmuş özellikle bir sosyoloji bölüm öğrencisi tez yazmak istese o dönem hakkında epey bilgiye ulaşır. Özellikle popüler olan giyim tarzları, ilişkiler, ünlü gösterileri, popüler kafeler ve mekanlar hakkında. 
  Kitabın bir bütün olmaması beni en çok sevindiren konuydu. Sürekli ne okumuştum, konu neydi sorunu ile karşılaşmadan her bölümde farklı bir konu ele alması kafası dağınık kişiler için mükemmel oluyor. Özellikle sabah metroda giderken kitap okumaya çalıştığım için inene kadar bir bölüm okuyup gün içerisinde o dönemin düşüncesi ile bu dönemin düşüncesini karşılaştırmak çok güzel oldu. Meğer ne çok şey değişmiş yaklaşık 15 senede. Hey gidi hey...
 Kitap içerisinde özellikle zayıflamakla ilgili düşünceleri ve bizzat tanık olduğu şeyler beni çok cezbetti. Sürekli diyet yapıp, harika(!) fiziğim olacak düşüncesi ile sürekli aç kalan biri olarak şunu fark ettim; popüler kültürde bize dayatılan fit vücut kavramının yıllardır asıl karşılığı bulunamamış. Dünyanın en güzel kadını diye bir olgu asla olmaz ve olamaz. Neden mi ? Çünkü bu dünyada güzel olmak için hemcinslerin olmamalı eğer varsa senin bir kusurun mutlaka vardır ve bunu da sana hiç çekinmeden aktarırlar Ayşe Özyılmazel bu konuyu ele alırken oldukça realist yaklaşmış konuya. 
   Kitap elime nasıl geçti, ne şekilde kitaplığımda yer aldı bilmiyorum ama okurken ne okuyorum modunda olsanızda gerçekten okunmaya değecek bölümleri var. Özellikle popüler kültür, zengin ve ünlü insanların ne yaşadığı ve ne yapmaya çalıştığı konusu hakkında gözlem yapmanıza büyük yardımı olacaktır diye düşünüyorum. Ne de olsa şu dönemde popüler ve zengin biri olmak çok önemli bir konu...



22 Aralık 2019 Pazar

Kitap Yorumum : İntihar Ormanları

Siz hiç anılarınızı özlüyor musunuz ? Dönüp dönüp onları yad edip "hey gidi günler ne güzeldi" diyor musunuz ? Ben derim mesela yaşım henüz yirmi iki olmasına rağmen anılarımı çok özlüyorum. Geçmişte yaşadıklarımı her zaman canlı tutmaya çalışıyorum. Peki ya bir gün hiçbirini hatırlamayacak duruma gelirsem o zaman ne olacak ? Bunu bilmiyorum ve hayatta en korktuğum şey anılarımı unutmak, beraber o anıları yaşadığım insanı veya insanları unutmak benim en büyük korkum. Bazen eskiden anlatılan bir şeyi hatırlayamadığım da ve  onları unuttuğumu fark ettiğimde çok üzülüyorum. Karşımdaki kişi de unuttuğumu fark edince yüzünde oluşan o üzüntü içimi parçalıyor. Keşke tüm anılarımızı her saniye yazabilsek bunu çok isterdim. Günlük tarzında belki anı defteri tarzında ama bunu yapmayı isterdim. Bir fotoğraf karesinde ya da bir kalem izinde o anları hapsetmek ve her baktığımda hatırlamak...
İntihar Ormanları'nın yazılışında yazarın yani sevgili Ezgi Durmuş'un her anında onu takip ettim. Sabahlara kadar kitabı yazmak için uykusuz kaldığını, kitap  bitene kadar ne kadar zayıfladığını, gözlerinin aşırı yorulup yine de pes etmeden yazdığını sosyal medyasından paylaştığı kadarıyla hepsini bir bir takip ettim. Bir kitap yazmak çok zordur ama Ezgi'nin motivasyonu her zaman okuyucularından gelen o minnacık  mesajlar oldu. Belki de bu yüzden çok seviyorum onu. Yazan herkese dönüş yapıyor ve atılan her mesajda çok mutlu oluyor. 
Kitabın ismini paylaşmadan önce bizimle bir video paylaştı. Videoda kasvetli bir orman vardı ve baktıkça mutsuzluk çöküyordu insana. Birçok kişi bu video üzerinden kitap ismini tahmin etmeye çalıştı fakat kimse bilemedi. Ve bir hafta sonra o ismi bizimle paylaştı.
"İntihar Ormanları"
Kitabın ismi ve içeriği çok ayrı belki de ama kitapta neden bu ismi seçtiğini anlatıyordu. Kitabı çok beğenerek iki günde bitirmiştim. Bitirdiğimde de neden bu kadar hızlı okuyup bitirdim diye kendime kızmıştım hatta. Tüm satırlarında kendimi bulduğum yeri geldiğinde  ağladığım ve inanılmaz şaşırtıcı bir sonla biten bu kitabı size  şiddetle tavsiye ediyorum. Umarım okuduğunuzda sizde benim kadar beğenirsiniz...


Düşüncesine dahi katlanamayıp başına gelirse öleceğini sandığı her şeye alışıyor insan. Dayanamam dediğin ne varsa ayağına yarım numara küçük bir ayakkabıyla uzun mesafe yürümek kadar canını acıtıyor en fazla. Ölümün en onursuz şekli belki de acıya alışmak. Acıya direnmekten bahsetmiyorum. Direnmek, acının varlığını kabullenmeyi gerektirir. Oysa alıştığın şeyin varlığını da kanıksarsın. Mücadele yoktur direnmekteki gibi. Boyun eğersin. Hatta bir zaman gelir, varlığını umursamazsın bile…
Ben bu acıya alışmak yerine kıvranarak ölmeyi dilerdim..
(Tanıtım Bülteninden)



17 Aralık 2019 Salı

KADIN MIYIZ ?

  Kadın literatürde iki anlamı olan, ağızdan çıkarken iki heceli, yaşarken ise tek bir hayat. Ne kadar zor bir kadın olarak yaşama devam etmek. Kadınsan birçok yükün vardır bu hayatta. Kız çocuğu olarak açtıysan gözlerini bu dünyaya önce evde kız olduğunu benimsemen gerekiyor. Sen varken erkek kardeşine hiçbir iş düşmediğini anlaman gerekiyor. Toplum içine girince çok konuşmaman aksi takdirde insanların dikkatini çekeceğini ve bu yüzden kınanacağını bilmen gerekiyor. Açık saçık giyindiğinde erkekleri tahrik edeceğini hatta tecavüze teşvik edebileceğini ve tecavüze uğrarsan bunun tek nedeni senin giyiminden kaynaklı olacağını bilmen gerekiyor. Her erkekle arkadaş olman senin namusuna zarar getireceğini hatta insanların seni hemen kötü kadın ilan edeceğini bilmen gerekiyor. Akşam  erkek kardeşinin istediği saatte gelebileceği hatta isterse gelmeyebileceği eve senin belirli saatte gelmen gerektiğini yoksa dışarıda o saatte gezmen senin kötü kadın olduğunu gösterebileceği hatta gece geç saatte dışarıda olursan ve tecavüze uğrarsan bunun nedeni senin o saatte dışarıda olmandan kaynaklanacağını bilmen gerekiyor. Toplum içinde sakız çiğnemen senin kötü kadın olabileceğini ve erkekleri tahrik edeceğin için bunu yapmaman gerektiğini bilmen gerekiyor. Sadece kötü kadınların toplum içinde kahkaha atabileceğini eğer sende bu davranışı sergilersen kötü kadın damgası yiyebileceğini anlaman gerekiyor. Bunları ergenliğe girene kadar öğrenmen ve benimsemen gerekiyor. Peki ya sonra ? Sonra  üniversiteye gittiğinde kendini bir şey sanmaman hala toplumun ezik görülen bir kızı olduğunu bilmen gerekiyor. Okumuş olman senin toplumda saygılı bir konuma erişebileceğin anlamına gelmiyor. Sonuçta elinin hamuru ile erkek işine karışamazsın. Erkeğin işi erkeğindir sen otur evde kadın işlerini yap düşüncesini benimsemen gerekiyor. Tanıştığın adamla evlenme kararı alırsan hemen bunu ailene bildirmen gerektiğini ve evlenene kadar o adamın elini tutmaman gerektiğini hatta tutarsan kötü kadın ilan edilebileceğini bilmen gerekiyor. Hatta dahada ilerisi evleneceğin adama belki de sen değil ailen karar verecek ve senin buna asla ses çıkartma hakkın olmayacağını bilmen gerekiyor. Evlendiğinde ise gelinlikle gittiğin o evden kefenle dönmen gerektiğini anlaman gerekiyor. Hediye paketi gibi taktıkları güya namusun temsilcisi olan o kurdela ile bir erkeğin himayesine geçtiğinde ona itaat etmen gerektiğini bilmen gerekiyor.O ne derse o olması gerektiğini bilmen gerekiyor. Eşinin annesini başının tacı etmen ve ne derse asla haksız görmemen, aksi takdirde sen istenmeyen ve kötü bir gelin olarak nitelenirsin, eşinin annesini asla ve katiyen sevmeme gibi bir hakkının olmadığını  bilmen gerekiyor. Çocukların olduğunda onlara iyi bir anne olman gerektiğini yoksa "bak bak bir çocuk bile yetiştirememiş başı boş salmış" denileceğini bilmen gerekiyor. Akşam eşin eve geldiğinde tüm yemeklerinin hazır olması, evin tertemiz olması ve çocukların tüm işlerini senin halletmen gerektiğini bilmen gerekiyor. Eşine kendini beğendirmek için sürekli makyajlı ve toplumdaki moda anlayışına yakından hakim olman gerektiğini bilmen gerekiyor... 
   Oysa sadece bir kız çocuğu olarak dünyaya gözlerini açmıştın bu kadar sorumluluk alacağını hiç düşünmeden...


15 Aralık 2019 Pazar

2020'de 5 Hedef

  Bir söz duyarsın bir müzikten, bir arkadaşından ya da bir söz okursun bir kitaptan, bir alıntıdan... O zaman bazı şeylerin çok değiştiğini ve zamanın çok hızlı aktığını anlarsın. Tıpkı 2019'un bittiğini yeni yeni algılamam gibi. Koskocaman bir sene devirdik ve genel olarak insanlar 2019'un çokta güzel geçmediğinden şikayetçi. Bir yerde okumuştum yılları güzelleştiren rakamlar değil aslında bizleriz diye. Geriye dönüp baktığımda 2019 çok dolu dolu geçmiş bir yıl benim için. Hedeflediklerimin listesini yapmıştım fakat tanıştığım bir yazarın kalemi oldu sene içinde ve ben asında hedeflediklerimi değil hayal ettiklerimi listelemişim. Bunu öğrenmem yılın 11. ayında oldu ne yazık ki ama kötü tarafından bakmadım bu duruma aksine daha iyi oldu çünkü tamda yeni yıl için hedef listesi hazırlarken nasıl hazırlamaya dikkat etmeliyim bunu öğrendim. Geçen sene hedeflediklerim yani aslında hayal ettiklerimi erkek arkadaşıma yazıp mektupla göndermiştim ve sene sonunda benim neleri gerçekleştirdiğimi yazıp bana geri göndermesini istemiştim. Büyük ihtimal kendisi bunu unuttu ama sağlık olsun ileride ona gönderdiğim mektuplara ulaştığımda bu listeye kendim bakacağım. 
  Bu sene hedef listemi oluşturmaya, dikkatinizi çekerim hayal değil hedef listesi, ve oluşturduğum listeyi burada paylaşmaya karar verdim çünkü seneye dönüp buradan okumak ve kendimi değerlendirmek daha eğlenceli olacak diye düşünüyorum. 
 Listemi hazırlamaya başlayabilirim o haldeee. 2020 hedef listem ;


 Hedef 1 : 50 KİTAP OKUMAK
  Evet 2019 için bu hedefi 60 kitap olarak koymuştum fakat o hedefe ulaşamadım çünkü hayal krumuşum sadece. O yüzden bu sene okuduğum tüm kitapları yazacağım ve kaç tane olduğunu sene sonunda göreceğim. İnanıyorumki 50 kitap olacak sene sonunda çünkü ben okumayı seven biriyim :) 

Hedef  2 : 65 KİLO OLMAK 
 2019 hedef listemin ilk sırasında 60 kilo olmak vardı fakat olmadı. Yılın yarısında kilo vermeye karar verdim ve 88 kilodan 74 kiloya düşebildim sadece. Büyük ihtimalde yeni yıla 73 kilogram olarak girerim diye düşünüyorum. Boyum uzun olduğu içinde şuan direnç noktamdaki o rakamdayım. Haftalardır 74'den aşağı inemiyorum ne yazık ki ama o direnç noktamı kırarsam inanıyorum 2020 sonunda 65 kilo olabilirim.

Hedef  3 : KPSS'Yİ KAZANIP ATANMAK
 Bu durum benim için hayal mi hedef mi bilmiyorum. Yoğun bir sınav dönemine girdim ve yaklaşık 2 haftadır ders çalışmakta çok isteksizim. Ocak ayı itibariyle her gün dershaneye gidip orada çalışmayı deneyeceğim ve deneme sınavlarındaki netlerimi yükselterek sınavda en kötü 85 yapmalıyım. Aslında tek hedefim "bir kişi alınan o kadrolarda alınan o tek kişi ben oldum" cümlesini kurabilmek tabiki ama bunu söyleyebilmek için aşırı verimli çalışmam ve çok dikkatli olmam gerekiyor çalışırken. Yine de sınavı kazanmak benim hedefim olarak çalışmaya tam gaz devam edeceğim.

Hedef  4 : HAFTADA 6 GÜN 6:30'DA 1 GÜN 9:30'DA UYANMAK
 Haziran ayından beri düzene soktuğum uyku düzenimden çok çok memnunum. Ne kadar Kasım - Aralık aylarında uyku düzenlemem bozulsa da Ocak ayından itibaren yeniden bunuda düzene koyacağım. Sanırım yazın erken kalkmak çok kolayken kışın bunu yapmak biraz daha zor oluyor. Sıcak yatak her şeyden daha tatlı geliyor :) 

Hedef  5 : ŞUBAT-MAYIS-AĞUSTOS-KASIM DETOKSU
Detoks yapmak her zaman zordur bunun bilincindeyim. Fakat vücudumuzun kendini arındırması için bunu yapmamız gerekli. Bende bu sene bu 4 ayda sıvı detoksu yapacağım bunun detaylarınıda sizlerle mutlaka paylaşırım. 


Benim bu yılki hedeflerim bu şekilde. Sizlerinde hedeflerinizi okumayı çok isterim. Bu sene bizim için harika bir sene olacak. Lütfen senelerimizi güzel değerlendirelim ve geri dönüp baktığımızda harika anılar biriktirdiğimizi bilerek gülümseyelim. Hepinizin yılı şimdiden kutlu olsun :) 



27 Ekim 2019 Pazar

Gidiyoruz Ama Nereye ?

Teknolojinin hayatımızı tamamıyla kapladığı bir dönemin insanıyım. Her şeyin sosyal medyadan paylaşıldığı, klavye ile duyar kasılan ama asla anı yaşamayan bir dönemin içerisindeyim(z). Beni çok rahatsız eden bu dönem acaba sadece beni mi rahatsız ediyor ? Otobüse biniyorum herkesin elinde birer telefon asla çevreye bakmak yok yaşlı mı varmış, engelli mi biniyor kimin umrunda. Metroya biniyorum yine aynı tek farkla burada birkaç insan kitap okumaya çalışıyor son zamanlarda buda beni mutlu ediyor. Eh vapura biniyorum herkes eline aldığı telefonlarla video veya fotoğraf çekme peşinde. Sahiden nereye gidiyoruz biz ?
  Gelişmekte olan bir ülke olarak kendimizi daha iyi yerlere getirmek yerine aksine dahada geriliyoruz. Özellikle son on senedir sanki yerimizde sayıyoruz gibi hissediyorum. Girdiğim ortamlarda bahsi geçen konuda sadece "bugün kaç beğeni aldın", "gittiğin yerin fotoğrafını atmadın" tarzında cümleler duyuyorum. İnsanlar bir yere gittiğini paylaşmadığında ya da az beğeni aldığında yaşam onlar için duruyormuş gibi düşünüyorum artık. Kesinlikle ben bunların dışında farklı biri olduğumu iddia etmiyorum aksine bende o popüler kültürün kölelerinden biriyim. 
 Eskiden anı yaşamak diye bir cümle vardı. Nasıl bir his olduğunu belkide çoğumuz unuttuk ve yeni nesil bu cümleden bir haber... Telefonların bu kadar yaygın olmadığı anda bindiğimiz vapurda o rüzgarın tenimize değişini hissederdik, martıların seslerini dinlerdik ya da onlara simit atarken nasıl yediklerini havada nasıl tuttuklarını izlerdik işte bu anı yaşamaktı. Oysa şimdi bunları yapan o kadar az insan var ki... 
  Komşuluk ilişkileri vardı önceden. Yolda yanından geçen biri olduğunda durup hal hatır sorulurdu. Şimdilerde yanından geçeni tanımıyorlar yada tanımamazlıktan geliyorlar. Zaten o son ses açık müzik ile yürüyen biri durup selam verir mi hiç ? Aslında müziğin bile bizi yalnızlaştırmaya başladığı bir toplum olmaya başladık. Belki de üretenlerin amacı buydu kulaklık takarak insanlardan bizi soyutlaştırırken... 
   Üretilen telefonlar, kulaklıklar, sosyal medya aslında hepsi bizi içten fetheden, yalnızlaştıran ürünler. Amaç birlik duygumuzu yok etmekti üretilirken ve bunu başarıyorlar günden güne. Gümbür gümbür gelen bir nesil var aslında. Çok zeki, ne istediğini bilen, özgüvenli bir nesil. Ben onların yaşındayken ne giyeceğimi bile anneme soruyordum yani gerisini siz düşünün. Fakat ne kadar zehir gibi bir nesil olsa da şansları yok çünkü hepsi teknoloji çocuğu. Aslında bunu kullanarak çok güzel şeyler yapılabilir. Ülkemizi en ileri seviyeye taşıyabiliriz bu yeni nesille. Tabi o zamanda işin içine devlet desteği giriyor. O destekte ne kadar sağlanıyor düşündürücü...  Zaten o çocuklar artık yurt dışına gidiyor çünkü keşfedildiklerinde oralarda değer göreceklerini biliyorlar. O neslide yavaş yavaş kaybediyoruz kısacası.
   Gerçekten bir düşünmek gerek; "Gidiyoruz ama nereye ?"
 Sevgilerimle...