Öne Çıkan Yayın

Kitap Yorumum : Gösteri Peygamberi

24 Ocak 2021 Pazar

Film Yorumum : Umut Işığım (Ocak Ayı BCP Projesi)

  Dans etmekle tanıştığım gün henüz üniversite son sınıfa daha çok vardı. Dans edemeyeceğimi ve çok zorlanacağımı düşünmüştüm ilk dans dersimde. Zumba ile tanışınca aslında çok kolay ve eğlenceli olduğunu anladığımda dans etmek beni aşırı mutlu ediyordu. Yaklaşık üç yada dört aylık bir devamlılığım oldu sonra kurs kapanınca danstan da uzaklaştım. Hala dans etmeye bayılıyorum inanılmaz bir şekilde dans ettiğim günleride özlüyorum. Psikolojik ve ruhen dans ederken her şeyi unutuyorsunuz aslında. 

 Bu ay Blogları Canlandırma Projesi kapsamında Umut-Başarı temalı bir film/dizi izleyecektik yada  kitap okuyacaktık. Etkinlik detayları için Okurix'in paylaştığı yazıya bakabilirsiniz. Bu etkinlik kapsamında bende Umut Işığım isimi 2012'de yayınlanmış bir film izlemeyi tercih ettim. 

 Film ilk olarak Pat adında bir adamın akıl hastanesinden çıktığı gün ile başlıyor. Akıl hastanesine sekiz ay önce yatmış çünkü karısını okuldaki tarih hocasıyla yatarken basmış ve bu esnada da karısı tarih hocasıyla yatarken Pat ile evlendiklerinde ilk dans şarkısı açmıştı. Pat için bu şarkı oldukça sinir bozucu bir hal alıyor zamanla çünkü bu şarkı ona hem karısının aldattığını hatırlatıyor hemde evlendikleri ilk günü hatırlatıyor. Hastaneden çıktığında aslında eşini, işini ve tüm arkadaşlarını kaybettiğinide biliyordu. Hastane çıkışında ise tek amacı karısı Nicky ile tekrar barışıp, onunla yola devam ettirmektir. 

 Tiffany bir polis eşiydi ve eşini kaybedince semtte dul ve deli kadın olarak nitelendirilen bipolar bir kadın. Pat ile yolları bir akşam yemeği davetinde kesişir ve Tiffany ile Nicky arkadaştırlar fakat dolaylı yoldan. Pat ile tanıştığında ona karşı bir duygu hisseder fakat Pat Nicky'e olan bağlılığı yüzünden bunu görmek istemedi. Pat Nicky' ulaşabilmek için Tiffany aracı olarak kullanmaya karar verir fakat Tiffany bunu yapmak için bir koşul sundu; onunla dans yarışmasına katılmalıydı. Pat hayatında hiç dans etmemiş biri olarak Nicky'e kavuşmak için bunu kabul eder. Yarış gününe kadarda düzenli olarak çalışmaya devam ederler.

Pat'in babası ve benim bayıldığım oyuncu Robert De Niro yani Pat Sr. tam bir bahis tutkunu ve obsesif kompülsif bir adam. Her totemi tuttuğu Eagle takımının kazanması için tek tek aklında tutuyor. Takımı yenilsede bahislere girmekten ve kaybetmekten asla yorulmuyor. Sanırım dizinin en komik yanı bu bahisler ve maçları izlerken yaptığı totemlerdi. Annesi ve babası Pat'e Nicky'i unutturmak için her şeyi yapıyorlar fakat bu süreç oldukça sancılı geçiyor. Pat Sr. ise oğlu ile beraber zaman geçirip Eagle maçlarını izleyip, totemlerine katılmasını bekliyor sadece..

 Bu film hayattan beklentisi olmayıp her şeyi bırakan kişilerin kesinlikle izlemesi gereken bir film. Hayattan vazgeçmediğimiz sürece aslında hep umut var. Biz işaretleri takip edersek yol bizi güzelliklere sürükleyecektir. Yeter ki biz hayata küsüp tüm kapıları kapatmayalım. Umut hep vardır.. Filmi izlediğinizde sizinde yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. İyi seyirler.. 



17 Ocak 2021 Pazar

Kitap Yorumum : Son İlmek

  Örgü örmek bazı insanların en büyük hobisidir. Örerken insan rahatlar, hayatı unutur ve ortaya çıkan ürünlere baktıkça mutlu olur. Bazı insanlar ise örgü örmekten asla anlamaz ve bunun yetenek işi olduğunu düşünerek denemek bile istemez. Benim için örgü örmek yetenek işi falan değil baya baya merak ve hobi. Örgü örerken kesinlikle ortaya çıkan ürünler beni çok mutlu ediyorum. Küçük yaşlardan beri ipler ve örgülere merakım var. Hatta birkaç yıl önce işi ilerletip oyuncak örüp satmaya kadar dökmüştüm olayı ama tabi kimse ürünlere talip olmayınca bende bıraktım. Son 2-3 aydır yine örmeye merak sarıp kendime bir süveter ve bebek battaniyesi başladım. Süveter bitti sayılır birleştirmesi kaldı sadece bebek battaniyesine ise daha yeni başladım. 

 Kitabı alırken yine aktüel ürünler satan bir markette gördüm kendisini ve arka yazısını okumadan sırf ismi için almıştım. Aylarca okunacakların arasında benimle bakışıp durdu. En sonunda okuma vakti geldiğini hissettim ve bu gece bitirdim. Kitap aslında Rebecca adında bir arkeologun kazaklar hakkında akademik bir yazı yazmak için ödenek alıp kızıyla beraber bir İrlanda adasına araştırma yapmak için gitmesi ile başlıyor. Buraya kadar sorun yoktu benim için ama sorun şurada başladı kitapta çok fazla karakter vardı ve okumaya başladığınızda tüm karakterleri öğrenmeniz baya zaman alıyor. Kitap içinde farklı farklı örgü motifleri ve hayattan notlar olması çok güzelken kitabın ilerleyişi çok ağırdı. Yaklaşık iki yüz sayfada konu kapanabilirdi fakat dört yüz küsür sayfa yazılması biraz bana gereksiz geldi. Kitap akıcı değildi oldukça durağan ilerledi sanki örgü örüyorumda günden güne gıdım gıdım gidiyormuş gibi bir hisle okudum. 

 Kitap sonuna geldiğimde neden burada sona erdi oldum bir anda. Kitabın sonunda yazarın araştırmasını nasıl tamamladığını kısacık bir son sözle değil daha detaylı bir bölümle öğrenmek isterdim. Apar topar kitap bitti hadi güle güle der gibi bir bitiş oldu. Kitaba bu yüzden düşük puan veriyorum ve önermiyorum yani para verip almaya bile benim açımdan değmezdi. Bende zaten dört liraya almışım yıllar önce iyi ki fazla para vermemişim dedim. Herkese şimdiden mutlu ve sağlıklı haftalar diliyorum. Bir sonraki kitap yorumunda görüşmek üzere.. 



9 Ocak 2021 Cumartesi

Kitap Yorumum: Tut Ki Seni Seviyorum

  Hayatınıza giren insanların, arkadaşlarınızın, ailenizin yüzünü unuttuğunuzu düşünebilir misiniz ? Yanınıza gelen arkadaşınızı her seferinde ilk defa görüyormuş gibi baktığınızı hayal edebilir misiniz ?  Peki bunu yaşayan insanların olduğunu ve adına prosopagnozi hastalığı tanısı koyulduğunu biliyor muydunuz ? Ben bilmiyordum Jack Masselin ile tanışana kadar.. Jack Masselin bir lise öğrencisi ve insanların yüzünü bir kere gördükten sonra bir daha hatırlayamıyor. Kişilerin belirgin özellikleri varsa mesela yüzünde çilleri, saç rengi, aşırı uzun boyu, yüzünde belirgin lekesi v.s bu şekilde o insanları hatırlamaya çalışıyor. Annesi, babası ve kardeşleri dahil herkesi tanımakta ve hatırlamakta çok fazla zorluk çekiyor. Bu durum sosyal hayatını oldukça fazla etkiliyor. Şimdiye kadar yüzünü net hatırladığı hiç kimse yok hayatında.
 Libby Strout.. Küçük yaşta annesini kaybettikten sonra ,tahminimce duygusal açlıktan dolayı, kendini yemeklere vurmuş ve durmaksızın kilo alan bir kız. En son aldığı kilolar yüzünden evinden vinçle çıkarılmak zorunda kalıp tüm gazete manşetlerinde yer alan bir kız hatta. Vinçle çıkarıldıktan sonrada uzun bir kilo verme durumu ile uğraşıp belli oranda kilo versede hala iri ve büyük bir kız. Liseye asosyalliğinden kurtulmak için başladığında tek hayali dans kızlarının arasında olup onlarla dans etmektir çünkü Libby bildiğiniz sıradan şişman biri değil o harika bir dansçı! Okulda başladığında olaylar umduğundan daha farklı gelişecek ve Libby özgüveni ile tüm okula ders vermeyi başaracak. 
  Kitapta beni en çok etkileyen nokta son söz oldu. Son sözde yazar bu kitabı kaleme alırken aslında gerçekten prosopagnozi hastaları ve bu hastalıkla ilgilenen doktorlardan birebir yardım almış. Ben okurken kitabı yaşadım özellikle Jack Masselin bölümlerinde sanki gerçekten o an Jack gibi hissettim kendimi bununda nedenini son sözde öğrendim. Aksi takdirde bu kadar gerçekçi bir kitap olamazdı sanırım. Bu konuda yazarı tebrik etmek gerek gerçekten. Zaten Libby hakkında yardım alması gerekli olmamış çünkü kendide böyle bir dönem yaşamış oradan bilinçli olduğu için Libby için yazdıklarıda oldukça etkileyici ve gerçekçiydi..
   Kitabı okuduğumda kilolu biri olduğum için üzgün hissettiğim bir dönemdeydim. Libby ile tanışınca aslında özgüvenli olmanın kiloyla değil mantık ve kendini sevmekle alakalı olduğunu anladım. Kitabı okurken "ben buradayım ve isteniyorum" cümlesini aklıma kazımam gerektiğini kavradım yapabildin mi diye sormayın yapamadım. Aslında kitap gerçek anlamda insanları hatırlarken kusurlarıyla değil onların güzel yönleriyle hatırlamamız gerektiğini bize bastıra bastıra anlatmış. Toplumsal olarak insanları kategorize etmeye bayıldığımız için bu tarz ne kadar kitap okursak okuyalım kategorize etmekten vazgeçen 3-5 kişiden daha fazlası olamayacağız. Her insanın dış görünüşüne değil yaptıklarına ve yapacaklarına bakmayı öğrendiğimiz zaman daha faydalı bir haline gelebiliriz. İnsanları kusurları ile sevebileceğimiz günleri görebilmek ümidiyle, keyifli okumalar..
 

1 Ocak 2021 Cuma

Hoş Geldin Yeni Yaşım!

   1 Ocak 2021..

 Kocaman bir senenin ve bir yaşımın daha sonuna geldim. Geriye dönüp baktığmda ne ara bu yaşa geldim diyorum. Zamanın su gibi akıp geçiyor insanın ömründen. Mutluluğu yakalamaya çalışırken aslında mutlu olduğu anları kaçırıyor ve bunu yaş ilerledikçe anlıyor. 

 2020'yi kendi içimde değerlendirirsem benim için oldukça orta düzeydi. Bu yıl içerisinde kendimi asosyallikten kurtarmak en güzel konu oldu. Yeni enerjik ve eğlenceli iki arkadaşım oldu. Yılın büyük bir bölümünü sınav stresi ile geçirdim, sınava hazırlanma sürecim oldukça sancılıydı ve sonuçta çok kötü geldi zaten. Umutsuz başladığım için sonuçta da hiç umut yoktu. Yılın bana en büyük katkısı ise su fobimi yendim! Yüzme kursuna gittim ve artık havuza girebiliyorum, kendimce yüzebiliyorum henüz kulaç atamasamda eskisi gibi havuza girip ayakta beklemiyorum, yüzüyorum! Yılın bir güzel yanıda yaklaşık bir aylık kendi başıma çıktığım tatil oldu. Oldukça iyi kafa dinledim Karadeniz havasında keşke o an sıkılıyorum demeseydim diye içimden geçiriyorum şuanda. Ne güzel günler yaşamıştım sessiz sakin mis gibiydi. Yılın diğer güzel yanıda aşk hayatımda bir adım daha atıp ilişkimizi resmiyetten bir önceki adıma taşımak oldu yani nişanlandım! Ah ne zor süreçti o nişanı yapmak tam iki kez düğün salonu ayarladık ve ikisinde de pandemi yasakları oluştu. En son kaçak göçek aile arasında takmak durumunda kaldık. Tabi aile arasında diye kararlaştırmadan önce birde korona virüs ile mücadele ettim. Ponçik bedenim oldukça yorulmuştu o süreçte. İş hayatım ise mükemmel ilerledi nasıl oldu bende anlamadım. Yaklaşık bir hafta içerisinde işe başladım ve oldukça başarılı şekilde ilerleme kaydettim. En başta işe girme süreci biraz sancılı geçsede sonradan oldukça eğlenceli olarak devam etti. İş hayatım ve çalıştığım ortam oldukça eğlenceli tüm çalışma arkadaşlarımıda çok seviyorum. 

 Geçenlerde sosyal medyada 2020 bingosu diye bir şey yayınlamışlardı. Kısaca oradaki cevaplarımla size 2020'ye verdiğim puanı söyleyeyim. 2020'de; en az 3 şehirde bulundum, korona testi oldum, evden bir hafta hatta daha uzun süre dışarı çıkmadım, yeni yemekler yapmayı öğrendim, evcil hayvan edindim, kısıtlamalarda ekmek alma bahanesi ile dışarı çıktım, koronaya yakalandım, maske takmaktan bunaldım, okulumu özledim, en az 30 kitap okudum-hatta daha fazla-, Bir Başkadır dizisini izledim, en az 30 yeni kitap aldım, pandemi öncesi döneme hasret kaldım. Kısaca 2020 böyleydi ve benim 2020'ye puanım 100 üzerinden 60!

Gelelim 2021'e ve yeni yaşıma.. Benim yeni yaşımda en güzel olay evlenecek olmam sanırım. Belki bir ihtimalde memur olarak atanmak var. Hedef listemi henüz yazılı olarak defterde oluşturmadım ama hedeflerimide kısaca sıralamak gerekirse; 

  • 4 Ocak Pazartesi'den itibaren 6 ay boyunca hayatımda şekerli yiyecek olmayacak. Rafine şekeri içeren her türlü yiyecek ve içecekten uzak duracağım ve şekerli abur cuburları tüketmeyeceğim.
  • Düzenli spor yapmaya başladım son bir haftadır bunu tüm yıl yapmaya çalışacağım. Kimi zaman yürüyüşle kimi zaman evde olarak.
  • Kitap okuma düzenim yoktu ve bunu düzene koyacağım günlük 30 dakika kitap okumaya ayıracağım.
  • Erken saatte uyanmaya başladım bunuda tüm yıl yapmaya devam edeceğim. (Hafta içi sabah 6.00/ hafta sonu sabah 8.00)
  • Blog yazmayı haftada bir olarak sürdürüyordum bunu haftada iki olarak yapmaya başlayacağım çünkü yazmak beni rahatlatıyor.
  • Kendime sürekli hobiler edinmeye çalışıyorum genelde ama bunu düzenli devam ettiremiyorum. Geçen yıl mesela punch ile işleme yapmayı öğrendim. Bu yıl farklı bir hobi edineceğim sanırım yine örgü/dikiş/nakış üstüne olur.
  • Haftada bir gün meditasyon yapmayı deneyeceğim. Bunun hakkında öncelikle araştırma yapmam gerekli.
  • Şükür defteri oluşturup her gün beni mutlu eden şeyleri yazıp şükür edeceğim.
  • 10 adet Rus edebiyatı okuyacağım.
  • Mesleğim üzerine de iki ayda bir kitap bitireceğim.  
Kısacası benim için verimli ve dolu dolu bir yıl olması için her şeyi yapacağım. Umarım yeni yaşımda bana güzellikler, şans, sağlık, huzur ve mutluluk getirir. İyi ki doğdum, iyi ki varım!



26 Aralık 2020 Cumartesi

Film Yorumum : Stajyer

  Stajyer denilince, nedendir bilinmez, akıllara hep mini etekli, fit vücutlu, haddinden güzel bir kadın gelir. Film adını ilk duyduğumda kafamda kurguladığım senaryo tam olarak şöyleydi; büyük bir firmanın stajyeri olarak işe başlayan genç ve güzel kadının patronu tavlaması. İzlediğim diziler ve okuduğum kitaplarda oluşan algım tamda bu şekildeydi bu filmi izleyene kadar..

 2015 yılında çekilen filmde başroller oldukça harikaydı ne de olsa Robert De Niro ve Anne Hathaway yer alıyor. Konusuna değinecek olursak Jules(Anne Hathaway) kendi imkanları ile internet üzerinden bir butik sitesi kurar. Emek ve azim sonucunda bu butik sitesi oldukça fazla büyür ve tam bir marka olur. Marka olarak bir stajyer programı düzenlemeye karar verirler ama bu program biraz farklı. Alınacak olan stajyerler belli bir yaş üzerinde olacak yani genç stajyerler olmayacak. Ben (Robert De Niro) ise 70 yaşını aşmış oldukça düzenli, emekli ve disiplinli biri. Emeklilikten sıkılıp kendisine iş aradığı süreçte bu stajyer programı ile karşılaşır ve anında başvuruda bulunur. Ben iş başvurusunu online yapacağını öğenince önce şaşırır fakat kamera karşısına geçip kendini tanıtmak için video çekmekten çekinmez. Yaklaşık 40 yılını pazarlama işine adayan Ben işinde oldukça başarılı bir çalışandır zaten. Tüm bu düzen, disiplin, başarı yanında diğer güzel yanı ise sadık olmasıdır. Jules ilk başta onunla çalışmaktan hoşlanmaz ve yaşlı olduğu için ona çok fazla ihtiyaç duymamaya çalışır hatta onu görmemezlikten gelir. Günden güne Ben'in ona olan sadıklığı dikkatini çeker ve Ben onun zamanla sağ kolu hatta danıştığı ilk insan haline gelir. 

Tüm film o kadar güzeldi ki Ben'den öğrendiğim en güzel detay erkeklerin neden mendil taşıdığı oldu. İki saatlik filmde aslında işlenen konu bir kadının ne kadar güçlü ve başarılı olabileceği, kadın-erkek arasındaki ilişkiler çok ince bir şekilde anlatılmış. Film bittiğinde aslında bir insanın çalışmak istediğinde yaşı, cinsiyeti v.s hiçbir şeyin engel olmayacağını anladım. Sanırım Ben gibi bir dostum olsa ne kadar mutlu olurum diye düşünmedim diyemeyeceğim. Çevremde böyle enerjik, bilgili, kültürlü, cana yakın ve tecrübeli yaşlılar olsa asla sıkılmam ve onlardan sürekli bir şeyler öğrenmek beni çok mutlu ederdi. Bu mutluluğu ben yaşayamasamda ileride torunlarıma yaşatacağım bu yüzden çok okuyup çok izleyeceğim. Filmi izledikten sonra yorumlarınızı benimle paylaşmanız dileği ile iyi seyirler.. 






21 Aralık 2020 Pazartesi

Kitap Yorumum : Bir Duygudan Fazlası

  Ayşegül Çiçekoğlu kalemi ile tanışalı çok uzun zaman oldu. Kendisinin ilk kitabı ile tanıştığımda soluksuz okumuştum. Sonra aradan baya zaman geçti ve şimdilerde yeni kitabını okuma şansım ancak oldu. Okurken kah kızdığım, kah güldüğüm Bir Duygudan Fazlası...

Birbirinden farklı üç genç kız Deniz, Zerrin, Rojda... Üç genç kızın tanışma hikayesi on dört yaşında lise odasında başlıyor. Liseye büyük hedeflerle gelen Deniz en eğlencelisiydi bence. Ailesini hiç görmeden yaşayan ve halasıyla büyüyen Deniz hayata karşı hep pozitif ve sevgi dolu bir kız. Zerrin ise benim en nefret ettiğim karakter oldu bu romanda çünkü zengin ve ne istese elde etmiş bir çocuk olarak büyümüş bu yüzden tüm hayatında da bu şekilde olacağını düşünerek yol aldı. Rojda ise benim en çok üzüldüğüm karakter oldu çünkü tüm zor şartlarda Doğu'nun göbeğinde kocaman bir aileye kafa tutarak liseyi kazandı ve idealleri için sonuna kadar savaştı. En kötüsü ise Rojda'nın içine attığı acılardı. O üzülürken bende üzüldüm doğrusu.

  Bu üç kız üniversite kazanana kadar hayatları oldukça toz pembe ve başarılarla dolu bir şekilde yaşandı. Deniz tıp fakültesini, Rojda hukuk fakültesini ve Zerrin ise üniversite için yurt dışına gidince yolları bir nevi ayrıldı. Kızlar bunu mektuplarla sürdürmeye çalışsada bu durum onları epey zorladı. İlk kim aşık olacak derken Kerem çıktı Rojda'nın karşısına. Doyamadığı, sevmekten asla usanmadığı Kerem.. Nerden bilebilirdi bir erkeğin tüm hayatlarını mahvedeceğini. Bilse zaten adı aşk olmaz nefret olurdu.

 Dostluğun, sevginin önemi ve değeri Zerrin, Rojda, Deniz ile o kadar iyi işlenmiş demek isterdim ama emin değilim. Çünkü beynimin algılayamadığı çok farklı konular vardı. Rojda ve Deniz'in dostluğu mükemmel işlenmişti fakat Zerrinle Kerem'den o kadar nefret ettimki kitabın o bölümleri beni oldukça tiksindirdi. Hatta bir ara kitabı bırakacaktım ama bir yandan da sonu merak ettiğimden bırakamadım. Fakat kitaptaki olay örgüsünü kafanızda her kurduğunuzda tam bir ters köşe oluyorsunuz. Bu kısmı ise kitaba bağlayan tarafıydı sanırım. 

 Entrikalar ve pembe dizileri seven bir kişiliğiniz varsa bu kitap tam sizlik! Fakat yaşanılan entrikaları kaldırabilecek bünyeniz olduğundan emin olmanız gerekiyor. Aksi takdirde benim gibi sinir krizi geçirebilirsiniz okurken. Herkese keyifli okumalar..  



17 Aralık 2020 Perşembe

Film Yorumum : Kadın Kokusu

  Mart ayında karantina günleri bizi dizilere, filmlere ve kitaplara yoğunlaştırmıştı ne kadar güzel verimliydi bir çoğu için. Benim için verimsizdi bu yüzden bu karantina günlerini evde verimli geçirmek için odakladım kendimi. İki gün yasak vardı ve ben haftasonunu filmler izleyerek ve kitap okuyarak geçirdim. Sanırım uzun zamandır film izlemiyordum o yüzden çok iyi geldi film izlemek. 

  1992 Martin Brest yönetmenliğindeki film sanırım benim için uzun süre etkili ve unutulmaz bir film olarak kalacak. Özellikle son zamanlarda engellilerle ilgili kitap okuduğum süreçte gerçekten çok beğendiğim bir film oldu. 

 Yıllarca emri altındaki binlerce askeri yöneten Yarbay Slide bir gün eğitim verdiği sırada gazi olur. Gazi olması ne kadar onurlu olsa da o görme engelli olarak hayatına devam etmek zorundadır ve bu süreçte onu oldukça huysuz bir ihtiyar haline getirmiştir. Kalan hayatını kızının evindeki küçük kulübede herkesten nefret ederek devam ettirmeye çalışmaktadır. İşin güzel yanı şu Yarbay Slide evin her köşesini ezbere bilmektedir ve ilk dakikalarda onun görme engeli olduğuna inanmamıştım. Resmen yürümesi, duruşu engelli değil gibiydi. 

 Burslu öğrenci Charlie Simms.. Okula ilk geldiği günden beri sürekli çalışıp para kazanmaya ve bursunu kaybetmemek için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Noel Arifesinde ise bulduğu iş tam olarak yaşlı bir ihtiyara bakıcılık yapmaktır ve bu ihtiyar ise Yarbay Slide'dır. Fakat tm film boyunca ona bakıcılık yapmaktan çok Slide'ın peşinde sürüklenip durdu. 

  Yarbay'ın hayali Newyork'a bir kere daha gitmek bu yüzden önceden tüm biletleri ve otel rezervasyonlarını yapmıştır. Kızı evden ayrılır ayrılmaz Charlie ile anında yolculuğa çıkar tabi Charlie ne kadar istemesede gitmek zorunda kalır. Yolculuk boyunca içki içen Yarbay'ın en önemli özelliği kadınların kokularını nokta atışı bilmesidir. Bu benim dikkatimi çeken ve çok hoşuma giden olaydı. Yarbay Newyork'ta uzun zamandır yapamadığı birçok şeyi gerçekleştirdi hemde keyifle. Özellikle lokantadaki kızla tango yapması inanılmazdı. Bir an izlerken gerçekten görme engeli var mı yok mu insanı düşündürüyor. Tam olarak ayakta alkışlanası bir sahneydi. 

 Filmde etkilendiğim ve kendim o anı yaşıyormuşum gibi hissetiğim diğer sahne ise aşırı pahallı ve ünü bir markanın arabasını kullandıkları sahneydi. Bilin bakalım şoför koltuğunda kim vardı ? Tabiki Yarbay Slide! İzlerken bu sahnede nefesim kesildi ve yolcu koltuğunda Charlie değilde sanki ben varmışım gibi hissettim. Ne sahneydi ama!

 Filmin her sahnesi muazzamdı ve üstüne yazılacak çok şey olmasına rağmen gerisini ben anlatmayacağım çünkü bu yazıdan sonra kendiniz izleyeceksiniz.. Kesinlikle izleyin, izlettirin. Bazen film aramak ve kaliteli film izlemek isterseniz ve bulamazsanız açıp tekrar tekrar izleyin çünkü sıkılmayacağınıza kefilim. Hepinize iyi seyirler, sevgilerimle...



 

12 Aralık 2020 Cumartesi

Kitap Yorumum: Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler

 Hayatta karşılaştığınız her kişi ve kendinizde dahil bir engelli adayısınız. Peki bunu gün içerisinde hiç aklınıza getiriyor musunuz ? Gördüğünüz bir engelli olunca acıyarak baktığınızda aklınıza geliyor mu ? Aslında gerçeği itiraf etmek gerekirse ben engelli kişi görünce korkuyorum.. Nedenini bilmiyorum ama küçüklükten beri nerede engelli görsem bende öyle olurum yada ileride çocuklarımda öyle olur diye korkuyorum. Kesinlikle göz göze gelmem farkında olmadan acıyarak bakarsam anlayıp üzülmesin diye. 

 Kitabı aldığım zaman dilimi çok komikti açıkçası. Nişanlımın izninin son gününde çok acele birbirimize kitap alalım diye kitapçıya girdik ve ben kitabı kendim seçmiştim. Aşk kitabı olduğunu düşünerek aldığım kitabın içinde çok başka bir dünya olacağını hiç düşünmemiştim. 

 Kitabın ilk sayfalarında akıcı olduğunu anlıyorsunuz zaten. Hukuk fakültesinden mezun olan Julia'nın babası bir anda ortadan kayboluyor ve sevgili Julia aradan dört yıl sonra babasının nereye kaybolduğunu öğrenmek üzere ufak bir mektup parçası ile yola düşer. Bu yolda aslında en çok merak ettiği şey annesinin dahi bilmediği konu olan babasının hayatındaki karanlık bir dönem olan ilk yirmi yılı.. 

 Tin Win... Kitap boyunca bana engellerin sadece beynimizde olduğunu her satırda her sayfada bize anlatan kişi. Görme engelli Tin Win, yürüme engelli ve Burma'nın en güzel kızı olan Mi Mi'ye aşık olur. Peki bu imkansız aşk nasıl olacak derseniz işte kitabın en güzel sayfaları orada akıcılığını sürdürüyor. Sanırım burada da asıl engelin beynimizde olduğunu görüyorsunuz. En azından benim için öyle oldu. Kitapta en çok hoşuma giden ise Mi Mi'nin ses tonu elbette bunu duyamadım ama betimleme sayesinde duymuş kadar oldum doğrusu. Kitabın ana fikri olan sevginin hiçbir engel tanımadığı bir aşk ise mükemmel bir dilde kaleme alınmış. Kim derki iki engelli bu derece güzel sevebilir ve araya mesafeler girse de o aşkın hiç bitmeyeceğini..

 Kitabı okurken bazı bölümlerde kitabı kapatıp yaklaşık yarım saat hüngür hüngür ağladım bazı bölümlerde hevesle, mutlulukla okudum. Kitabın en sonunda tamamen yıkıldım resmen. Öyle bir son hiç beklemiyordum açıkçası. Kitabın devamıda varmış onuda en kısa zamanda sipariş verip okuyacağım tadı resmen damağımda kaldı umarım devam kitabında beklediğim gibi biter aynı yıkımı yaşamam. 

 Arkadya Yayınları ne zaman okusam her zaman mutlu bitirdiğim ve çok güzel sonuçlar çıkarttığım kitaplar okumama vesile olmuştur hep. Bu yüzden bu yayınevini çok sık okumasamda okuduğum zaman hep mutlu kapatmışımdır o son sayfayı. Teşekkürler Arkadya!

 Kitap hakkında yazacağım o kadar çok şey varki aslında ama size önden bilgi vermemek için resmen kendimi kısıtlamaktan kasıldım yazarken. Açıkçası bu kitabın neden filmi çekilmemiş anlamadım. Gerçekten tam film olsa değerlendirilecek bir kitap bence bunu bir senarist yada yapımcı görmeli ve acilen çekimlere başlamalı. Kitabı okuduğunuzda sizinde yorumlarınızı ve duygularınızı sabırsızlıkla bekliyorum çünkü Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler ve yalnızca diğer yarımız o sesi duyar...



6 Aralık 2020 Pazar

Kitap Yorumum: Aşkım Sana Ait!

   Yakın zamanda hiç bu kadar çerezlik kitap okumamıştım. Çerezlik dememe bakmayın yine yaklaşık 450 sayfacık bir kitap. Hatırladığım kadarıyla bir marketten almıştım bu kitabı ama bu tarz kitaplar neden marketlerde satılıyor anlamış değilim. Yine de aldığıma pişman oldum diyemem gayet eğlenceliydi özellikle ilk yüz sayfasından sonra. Genelde sıkıcı kitaplar ilk yüz sayfadan sonra akıcı oluyor sanırım bu değişmez bir gerçek.

 Kitap konusuna gelecek olursak eşinden yeni boşanmış Amber'in yeni girdiği iş yerindeki eğlenceli ve hareketli iş hayatını anlatıyor. Amber oldukça özgüvensiz bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Yeni girdiği mutfak ise oldukça hırslı ve bilgin kişilerden oluşmakta. Restoran sahibi ise oldukça yakışıklı, magazin dergilerinde eşi ve kızıyla boy boy fotoğrafları olan, kaslı, özgüvenli Oscar. İşe yeni başladığında Oscar'da tam olarak eşinden ayrılmak üzereydi. Peki bu kadar yakışıklı bir aşçı Amber'e bakar mı ? Ya da Amber ona gerçekten aşık olabilir mi, aşık olduğunu mu sanar ? 

Restoran içindeki olayları okurken bazen baya şaşırdım. Dışarıda bir yere oturduğumuzda önümüze gelen tabağa burun kıvırıyoruz fakat o tabak önümüze gelene kadar arka tarafta olanları bir nevi görmüş oldum bu kitapta. Bir şefin müşteri memnuniyetsizliği karşısında verdiği tepki mesela çalışanlara karşı oldukça kötü olabiliyormuş.

 Oscar oldukça sinirli ve hırslı bir yapısı olduğu için Amber onu sürekli frenlemeye çalışmakta aslında. Bu  hırsı ile zaten bir yarışmaya katılmaya karar verir. Eğer yarışmayı kazanırlarsa yeni açılan restoranları için harika bir kazanç olacaktır. Tabii aynı gün birde Amber'in en yakın arkadaşının nişan günüdür ve Amber onun nedimesidir. Elbette bu önemli günde Amber onu tek bırakamayacağına göre nişan kutlamasını restoranda yapmasını teklif eder ve olaylar iyice farklılaşır. Bakalım bu nişan töreni ve yarışmayı nasıl aynı anda yürütebilecekler ? 

Dom.. Amber'in eski eşi peki bu hikayede onun yeri nasıl olacak ? Hepsi son dakikaya kadar sabırsızlıkla okuduğunuzda öğrendiğiniz konular. Daha fazla kitap hakkında içerik vermeden yazımı sonlandırıyorum. Hepinize sevgilerle..



28 Kasım 2020 Cumartesi

Dizi Yorumum : Bir Başkadır

 Günlerdir dilden dile, reklamdan reklama, internetin en çok konuşulan dizisi BİR BAŞKADIR! Popüler dizi ve film izleme sitesinin bir numaralı dizisi. Günlerdir dillerden düşmeyen, bir paylaşım ağının en çok konuşulanlar listesinde ilk sıralarda yer alan dizi; BİR BAŞKADIR! Bir başkadır ama ne ? Söylerken sanki sonunda bir şey eklenecekmiş ama unutulmuş gibi hissettiriyor insana. İzlediğiniz sırada da zaten birçok konuda muallakta bırakıyor insanı. 

  Dizi konusu olarak aslında net olarak şunu anlatıyor diyemiyorum. Türkiye'de yaşanan her farklılığı, ayrımı ele almaya çalışmışlar. Dizinin ilk sahnesi mesela bir gündelikçi ve psikiyatrist  görüşmesi ile başlıyor. Bu dizi içinde gündelikçi sürekli seanslara gidiyor ve dikkatinizi en çok çeken konuşma sahneleri oluyor. Gündelikçi oldukça kötü bir diksiyona sahip iki lafı bir araya getiremiyor ama psikiyatr ise ona göre mükemmel diksiyon ile karşımıza çıkıyor. Gündelikçi dini inanışlarına göre yaşadığı şeyleri ve bundan kaynaklı yaşadığı duygusal problemleri anlatıyor doktora. Doktor ise bunun asıl nedenini öğrenmeye çalışıyor. Fakat doktor hanımında oldukça ağır sorunları var ve o da başka bir doktorla seanslarına devam ediyor. Kapalı kişilere büyük bir önyargısı var ve bunu aşmaya çalışıyor. 

 Gündelikçi abisi ve depresyondaki yengesi ile beraber yaşıyor. Dizi boyunca yengenin neden depresyonda olduğunu öğrenmek için resmen çıldırdım neyseki son bölümlerde öğrendim ve rahatladım. Bir de imam var bu imamda önemli çünkü gündelikçi ve abisi imamdan onay almadan adım atmıyorlar, yaptıkları her şeyde ona danışıyorlar önce. 

 Dizide temelde çok az kişi olmasına rağmen hepsinin farklı yaşadığı sorunlar ve hepsinin bölüm bölüm bu sorunları ele alınarak dizi istenilen sezon kadar uzatılabilir. Hem birbirleri ile bağlantıları çok az hemde çok fazla. İzlerken sırf bir sonraki bölümde bu soruna cevap bulunacak mı düşüncesi ile tüm sezonu bitirdim. 

 Dizinin adı ne kadar eksikmiş gibi hissettirip izleyiciye bıraksa da devamını aslında verdiği mesaj belli. Hepimiz aynı duygulara sahibiz sadece olaylara ve konulara göre bu duygular çevresel etkenlere göre değişebiliyor. Yetiştiğiniz ortam sizi geniş bakış açısıyla bakmanızı etkiler ve kısıtlar. Bunu aşabilmek yani önyargılarınızı kırabilmek sizin elinizde.

 İzlerken aslında gün içerisinde yaşadığınız ama asla dikkate almadığınız birçok şey olduğunu anlayacaksınız. Mutlaka sizden bir parçada bulmanız mümkün. İzlerken tek tavsiyem çok dikkatli ve net izlemeniz. İzlediğinizde  burada yorumlarınızı bekliyorum çünkü konuşulacak çok sahne var ama içerik hakkında bilgi vermek istemiyorum size. Hepinize iyi seyirler dilerim...